- Asırlar sonra ilk kez bir cumartesinin bana kalacağını duyduğumda "oha lan, kaç saat var, neler neler yaparım, fiyuu" derken bir bok yapamadım yine, kabul. Neyse ki bir şeylere çatacak vakti yine buldum. Aferin beni. Vekil maaşlarına değinmeyeceğim tabii, yiyin efendiler yiyin, çatlayıncaya kadar yiyin. Ama şunu da bilin ki, İstanbul kadar nüfusa dahi sahip olmayan Bulgaristan karşısında bile paramız ölümüne değersiz babalar! Eea, dünyanın büyüyen en büyük ikinci ekonomisiydik filan, Bulgaristan diyorum ya, daha ne kadar kötü olabilir? "Hebele höböle, en az yüz düğüne gidiyoruz canım biz, çeyrek altın takıyoruz diye ayıplıyor yaaaaaaau, zam şart bize" diye de savunun kendinizi. Biz zaten bayılıyoruz böyle cümlelere, düğün dernek deyince yerimizde duramıyoruz, obaa. Aman sabahlar olmasın, vekilime de zam helal olsun, gelsin gitsin altın taksın. İşi ne?
- "Asgari ücreti arttıralım da şirketler mi batsın?" kafası da ayrı bir güzellik tabii. İnsanlar, hak ettikleri gibi, "insanca" yaşamayasın, siz takı derdine düşün. Haklısınız, bu ülke sizin, bu insanlar sizin.
- İyi ki değinmeyeceğim dedim ha. Neyse, kafamda "ilişkiler" vardı. Oraya döneyim.
- Heerkes ayrı bi' leyla bu sıra hulen. Bir iki konuşunca da "sen ne anlarsın, öküz, odun, sen aşık olamazsın kiee, kaan sen hiç üzüldün mü alaaşkına, şimdi yine yüzünde o umursamaz ifade var dimi, bi biscolata erkeği bile değilsin ki!!!11bir" filan deyip deyip duruyorlar, kırılıyorum abi. Çok duygusal bi' adamım ben bi kere :(( Bak yine, ühüüv. Şaka bir yana, telefonumun tuşlarını kazara kırdığım için kaç gün mutsuz mutsuz dolaşan adamım abi, yapmayın etmeyin. Hoş, telefonumun bendeki yeri çok ayrı lan. Esasında, en uzun süreli ilişkimi onunla yaşıyorum herhalde, pii. Neyse, özelimden bahsedecek değilim böyle ortalık yerde, cıkcık. asdf.
- "Sevmeye, sevilmeye ihtiyacım var çoooğk yalnızım böhüböhüh" mantığıyla her 3 saat 47 dakikada bir farklı farklı insanlara aşık olma hissinden vazgeçin abiler ablalar! Şey durumu oluyor sonra, "lan o kadar yüz verdin, niye böyle yapıyosun, kalbinde yer yoksa güzelim merak etme ayakta da giderim" durumları filan. Kişi yüz vermeyince, "vay oooooorspu" gibi gibi. Şunu senin de kabul etmen gerek ki dostum, karşındaki sen o lafları etmeden önce de aynı kişiydi, şimdi de aynı kişi. Hiçbir şey değişmedi; senin yüz bulamamak karşısında kudurup durmandan başka. Hırs kötü şeydir, daha evvel de söyledim, hırs aynı zamanda Arapça'da, çiftleşme döneminde çiftleşemeyen develerin ağzından akan sıvıya denir, bilesin. Fark ettiysen, günde bilmem kaç kez aşık olmalarına tek kelime etmedim, doğrusu, edemedim. Sen onlara aşk diyorsan zaten, al hayatını at çöpe. Lâkin, vicdanını bu konuda şahane bir şekilde rahatlattığını biliyorum, lafım yok.
- Yürümeyen şeyleri kesip atamama var bir de. Babalar, hayatınızın kalanında muhtemelen bulunmayacak biri için bunca debelenmek o kadar yersiz ki. Bir yerde "katlanma" varsa, er ya da geç bitecektir her ne yaşıyorsan. Yok yere yalanlar sıralayıp, kendini ve onu kandırma. "Eea, onunla da olmuyor onsuz da :((" diyorsan da, bil ki, dilde "alışkanlık" denilen bir kelime var. Ayakların sen farkında olmadan oraya götürdü seni çoktan.
- "Dünyalaaaaaaar kadar seviyooooooom agaa" davası var ki bir de, sonrası tam bir fiyasko. Tonlarca şey yaşa, her şey bitince yine sövmeler başlasın. Alkış! Yine aynı kişiydi karşındaki, yine hiçbir şey değişmedi. "Öyleydi, böyleydi, pis kaka" diye kötülerken bir şeyi unutuyorsun ki, sen de hatalarla dolusun. "Ay canım çok iyi anlaştık yeaa biz <3" deyip deyip ortalama sekiz gün sonra birbirlerinin ardından sövüp sayan insanlarla dolu dünya.
- Sayıları yuvarlamıyorum ki salladığım belli olmasın.
- Velhasıl, hiç kimse senden daha değerli değil. Noktaları şu an birleştirememen her ne oluyorsa dünyada, onu ölümsüz kılmıyor. Ölümsüzlük kavramı baştan yanlış zaten, 13.5 milyar yıllık evrenin son bir kaç "anına" tanıklık ettin diye ölümsüz olmazsın, olamazsın. "Onun bunun ölümsüz eserinden bilmem ne şimdi televizyonlarda!!1bir" kısmı da topyekün yanlış oluyor tabii, birkaç yüzyıl tutundun diye yine ölümsüz olmuyorsun. Kendine fazla güvenmiş olmuyor musun dostum? Ölüm, hepimizin dilini büküyor.
- Fark ettim ki, zerre umrumda değilmiş tüm bu durumlar. Hiçbir şey değişmeyecek ki, yine. Bir yere, bir insana ait olabilmek adına yine bunca salak olmaya inanın ki gerek yok. İnsanlığın bu kadar aptal olmaya hakkı yok bir kere. "Niye yazdım lan öyleyse" dedim ve yine fark ettim ki, koskoca 3 haftadır House'un yeni bölümü yayınlanmıyor ameka! Hazır Zamunda 1.1 mb/sn ile download imkanı sağlamışken, çok ayıp oluyor :( Çılgınlar gibi download ediyorum zaten, 596 GB olmuş, pii. Bunu sallamadım, harbiden 596 :D Eski bölümleri de izleyemiyorum pek, oralarda Cuddy ablamız var, Cuddy varken de çoğu bölüm totemli oluyor benim için, hiç hoş değil :((( asdf. Neyse ben kaçıyooooorin'
- Ha unutmadan, Sherlock Holmes'a hâlâ gidemedim, spoiler verip durmayın allahsızlar :(
Pazar, Aralık 25, 2011
İlişkiler, gündelik hayat ve maalesef ki politika #1
Cumartesi, Aralık 03, 2011
yönetim'e
Yönetime koooocaman bir alkış. Her şeyin içine ancak bu kadar edilebilirdi yani, hakikaten. İnsanlar kobay olmamalıdır, temelde bunu düşünebilmek gerekir öncelikle. Üniversite eğitimi almış olduğunu varsaydığımız yönetimin "eğitim" içerisinde olduğunu da hesaba katacak olursak pedagoji okumuş olmamaları olasılık dahilinde görünmüyor. Tamam, kabul, pedagoji iptal, ee, bunca yıllık -sözünü ettiğiniz- tecrübe hani nerede? "Geeeeeeençler tarih okuyun" demek kolay, siz okudunuz mu peki? Sözünü ettiğiniz kitapları açıp okuyalım, tekrar, baskıcı yahut totaliter düzenlerin yani kesinlikle şu an yapmış olduğunuz şeyin beş para etmediğini yeniden görmüş olmaz mıyız sadece? Takım elbise, deri koltuklar, geniş masalar, ekranda solitaire olan bilgisayarlar filan; bunlar sizi daha mı eşit kılıyor diğer insanlardan? Emirler üfürürsünüz ve diğerleri uymak zorundadır, bu mudur? Plazma filan da alarak "bana lükslerimi verin ihtiyaçlarım olmadan da yaşarım" bıdıbıdısını çok iyi yaşatıyorsunuz açıkçası, yeniden tebrikler, iyi göz boyadınız.
Geçen gün "her sabah 8.20'de içtimamız var" diyerek çok şeyi belli ettiniz zaten, içtima?! Tüm kelimeler aslında hiç yok muydu yoksa? "Kes sesini, odamda görüşürüz" nedense hep var oysa. "Günaydın" deme zahmetine dahi katlanmayıp mikrofona sadece elinizle vurmanıza ne demeli peki? Bu kadar mı nefret ediyorsunuz mesleğinizden? "devlet kapısı eheheh" mantığıyla öğretmenliğe başlama ihtimaliniz korkutuyor aslında. Bunca tiksiniyorsan, emekliliğe ayrılırsın, basit bir denklem gayet. Kıvrımsız beyinlerin bile algılayabileceği bir denklem.
Yaptığınız yanlışlar sonrası "hmm, pardon" demeniz de o kadar saçma ki. Yumurta kıramamaktan filan bahsetmiyoruz, iş ciddi. Ortada ziyan olan insanlar var, bir de sizin egonuz. Tabii ki egonuz daha önemli olacak, tabii ki...
Yöneticilik kesinlikle makam koltuğuna oturup göbeklenmek değildir. Ve elbette, üst makam etrafta olunca şeker rolü yapmak da.
Geçen gün "her sabah 8.20'de içtimamız var" diyerek çok şeyi belli ettiniz zaten, içtima?! Tüm kelimeler aslında hiç yok muydu yoksa? "Kes sesini, odamda görüşürüz" nedense hep var oysa. "Günaydın" deme zahmetine dahi katlanmayıp mikrofona sadece elinizle vurmanıza ne demeli peki? Bu kadar mı nefret ediyorsunuz mesleğinizden? "devlet kapısı eheheh" mantığıyla öğretmenliğe başlama ihtimaliniz korkutuyor aslında. Bunca tiksiniyorsan, emekliliğe ayrılırsın, basit bir denklem gayet. Kıvrımsız beyinlerin bile algılayabileceği bir denklem.
Yaptığınız yanlışlar sonrası "hmm, pardon" demeniz de o kadar saçma ki. Yumurta kıramamaktan filan bahsetmiyoruz, iş ciddi. Ortada ziyan olan insanlar var, bir de sizin egonuz. Tabii ki egonuz daha önemli olacak, tabii ki...
Yöneticilik kesinlikle makam koltuğuna oturup göbeklenmek değildir. Ve elbette, üst makam etrafta olunca şeker rolü yapmak da.
Pazar, Kasım 13, 2011
ziyan ilişkiler
- "Beyfendiiiii, siparişinizi alabilirim." diye seslendi kasadaki kadın çılgınlar gibi birbirine sarılan çifte. Önümdeler, doğal olarak hemmen siparişimi verip yemeğimi yiyebilecekken ben bu skimsonik çifti beklemek zorunda kalıyorum, istiflerini hiiiç bozmuyorlar. Abi 10 saniye ayrıl bari, 10 saniye öpme sevgilini, korkma o 10 saniye içerisinde başka birini bulmaz, istese de bulamaz, rahat ol. Yok efendim, yalayıp yutmaya devam. "Muaaaaaaaaaah, biz, muaaaaaaaah, iki muuuuuch hambur hüüp ger istiyooor..." şeklinde konuşuyor, parayı uzatacakken kız arkadaşını beraberinde sürüklüyor filan, rezillik. Abi tamam, dilediğin gibi sev, ne yaparsan yap; amma yalnız değilsin, o siparişin verilmesi gerek ki arkada uzayıp giden kuyruk eriyebilsin ve belki de en önemlisi, her zaman bu kadar tepkisiz kalmayabilirim. asdf. Watch your back!
- Bir de, "ühühühüv, çok yalnızım, ilgiye, bıdıbıdıya ihtiyacım var" deyip ota boka saranlar var. Babalar, biraz sakin. Sonra "ilişkim neden iki saat elli yedi dakika sürdü lan" moduna girip, plastik bardaklarda içki içmeye filan çalışıyorsun, arkanı yine biz topluyoruz. İstersen yapmaya devam et, beni hiiiiiiç bağlamaz; ama komşulara karşı çok ayıp oluyor cnmss :(:( Hayır anlamıyorum, salak salak işler yapıp yapıp ardından böyle aşkın bilmem nesini!!!!!!!!!11birbir havaları nasıl oluyor? Haa şeyi de unuttum, "lütfen beni bırakma, sensiz en karanlık zindanlarda, diplerdeyim!" mevzuu var, biliyorum inanıyorsun, inanmasan bile inanır gibi oluyorsun, yazık etme kendine. Hani uzun bi' ilişkin olsa anlarım, o zaman alışkanlıklar filan falan, daha zor olur tabii. Güzin abla rulezz.
- Aşkını dağlara bayırlara ne bileyim, haykır benden uzak bi yerlere. Asla olmadığın ve asla olamayacağın insan gibi davran; şaşırt, yanılt, salaklaş. Amma benden uzaklarda yap ne yapacaksan. Hele yemek yiyecekken böyle işler asla yapma b'ooolum. Sizden böylesine kaçarken, yine size rastlamak o kadar sinir bozucu ki.
Yazıyla birlikte elemanın sipariş verme eylemi de son buldu asdf. Detz may tööörn.
Pardon, bi steakhouse menü. (1.8 sn)
Pazartesi, Kasım 07, 2011
Gece
"Gömülmek geceye. Bazen düşüncelere dalmak için baş eğilir ya, işte öyle, düpedüz gömülmüş olmak geceye. Çepeçevre insanlar uyumaktadır. Ufak bir oyunculuk, masum bir kendini aldatış, sanki evlerde uyumaktadırlar, sağlam yataklarda, sağlam çatılar altında, döşekler üzerinde boylu boyunca uzanmış ya da büzülmüş, çarşaflar içinde, yorganlar altında gerçekte bir araya gelmişlerdir. O, bir vakitler ve sonraları olduğu gibi çöl bir yerde, açıkta bir konak, sayılamayacak kadar insanlar, bir önder, bir kavim, soğuk bir gök altında, soğuk topraklar üzerinde, önce ayakta. Şimdi savrulmuş yerlere alınırlar kolları üzerine bastırılmış, yüzler yere doğru, sakin soluyarak. Ve sen uyanık durursun, nöbetçilerden birisin. Yanı başındaki çalı çırpı yığınından yanan bir odun parçasını sallayarak sana en yakınını bulursun. Neden uyanıksın? Birinin uyumaması gerekiyor işte. Birinin olması lazım." K.
Cumartesi, Kasım 05, 2011
5 Kasım filan falanı
Filmde şöyle şöyle oluyor, dışdış insanlar ölüyor gibisinden pek bir şey söylemeyeceğim; lâkin hâlâ V for Vendetta'yı izlemeyenler varsa bu 5 Kasım'ı hadi olmadı bu tatili değerlendirsin, ayıp olm. Twilight kalitesi altında ezilen bir film kabul ediyorum, ki facebook'ta orada burada Twilight'ın 25 milyon ayranı varken V for Vendetta 1 milyon hayranla zaten Twilight ile zaten yarışamaz, Twilight nereye V for Vendetta nereye olm bi' kere? 1 milyon gerizekalı olarak ne yapsak ne etsek, hayallah :(:(:(
Her neyse, Twilight ile daha fazla kirletmeyeyim ortalığı. Ama hakikaten, yapmayın b'oolum, düşünün azıcık. "V for Vendetta'da inanılmaz mantık hataları!!!11bir" şeklinde link ile gelirseniz fena göt olduğumu sanırsınız kabul; ama olay bir şeyleri görebilmeyi öğrenebilmekte, ne bileyim, dünyayı daha az yaşanılabilir kılan şeyleri fark edebilmekte sanki. Ama o 25 milyon ayranın altında eziliyorsunuz tabii. "Hobarey maskeleri alalım, sokağa çıkalım, orayı burayı havaya uçuralım" da değil olay, bırakın o işleri o ayranlar yapsın. Bizler, düşünebildiğimiz kadar varız.
Filmi kaçıncıya izliyorum bilmiyorum, tüm o hikayenin yanında Evey giderken V'nin maskesini fırlatıp ağlaması bana en sağlam yermiş gibi geliyor, çöp adam çizilmiş bir tabloya bakıp derin anlamlar sezdiğini zannedip de "ressam burada şöyle şöyle hissettirmek istemiş" şeklinde bıdıbıdı yapan insanlar gibi konuştuğumun farkındayım. Ama harbiden büyük acziyet be abi.
Yine uyumayı becerememiş biri olarak fazla uzatmaktan ziyade "There are 872 songs in here. I've listened them all... But I've never danced to any of them." diyen V'nin o "malum" üç şarkısıyla toz olup gidiyorum.
İyi 5 Kasım'lar.
Her neyse, Twilight ile daha fazla kirletmeyeyim ortalığı. Ama hakikaten, yapmayın b'oolum, düşünün azıcık. "V for Vendetta'da inanılmaz mantık hataları!!!11bir" şeklinde link ile gelirseniz fena göt olduğumu sanırsınız kabul; ama olay bir şeyleri görebilmeyi öğrenebilmekte, ne bileyim, dünyayı daha az yaşanılabilir kılan şeyleri fark edebilmekte sanki. Ama o 25 milyon ayranın altında eziliyorsunuz tabii. "Hobarey maskeleri alalım, sokağa çıkalım, orayı burayı havaya uçuralım" da değil olay, bırakın o işleri o ayranlar yapsın. Bizler, düşünebildiğimiz kadar varız.
Filmi kaçıncıya izliyorum bilmiyorum, tüm o hikayenin yanında Evey giderken V'nin maskesini fırlatıp ağlaması bana en sağlam yermiş gibi geliyor, çöp adam çizilmiş bir tabloya bakıp derin anlamlar sezdiğini zannedip de "ressam burada şöyle şöyle hissettirmek istemiş" şeklinde bıdıbıdı yapan insanlar gibi konuştuğumun farkındayım. Ama harbiden büyük acziyet be abi.
Yine uyumayı becerememiş biri olarak fazla uzatmaktan ziyade "There are 872 songs in here. I've listened them all... But I've never danced to any of them." diyen V'nin o "malum" üç şarkısıyla toz olup gidiyorum. İyi 5 Kasım'lar.
Cumartesi, Ekim 22, 2011
aa terör de buradaymış, buyrun 23 sentiniz.
"Oku diyorum, oku oku oku. Okuyamıyor musun? Sürün sürün sürün sürün. Ve tabii ki büyü büyü büyü büyü. Ah, bir de fakirdin değil mi sen? Yürü yürü yürü yürü. Al eline bu silahı. Kıpırdama. Öl öl öl öl. Daha doğrusu, yerine diğer fakirler gelene kadar yaşamak zorundasın, yaşa yaşa yaşa. Ya da öl, umrumda değilsin. Bir iki yalan söyleyince heer şey düzeliyor zaten. Baam! Lafım bitmeden ölme! Emrediyorum! Adını dahi bilmiyorum senin; ama bak, şanslısın. Televizyona çıkmak kolay mı oooğlum? Fotoğrafının altında adın yazacak, herkes seni tanıyacak. On, on bir saniye. 'ç-çç' diye bir ses duyacaksın ardından, insanların kafasında ancak bu kadar yer edeceksin. Amma olsun. Nasıl da heyecan verici değil mi? Sen orada salak bir kurşun tarafından öldürülürken, her şey bu kadar basit olacak işte. Ne sandın dostum? Hahaha, politikacıyım ben, işim bu. Vaadedip sömürmek. Bu zamlarla zaten yaşayamazdın sen. Bana para kazandırmıyorsan değerin de yok demektir zaten, biliyorsun. Ölmekle ne de iyi ettin..."
diyen yöneticilerimiz olduğu için zaten çok şanslıyız, minnettarız. Yahu, koca yıl oyh şu göğüslere de bak, oy aga plastik bardaklarda efes içelim mie, sigara da alalım mı, kopya çekelim, soyalım, hırsızlık yapalım diyen adamların toplanıp "Allaaaaaaaaaaaahuekber" naraları atmaları ne kadar doğru ve ne kadar samimi babalar? Koca vaktini apışaranı karıştırarak geçir sonra bıdıbıdı "beni askere alsalar var yaaağ". Bir kısmınız canla başla bağırıyorsunuz, ki ayrıldığınız kız arkadaşlarınıza bile accayip yaratıcı küfürler edebilirken siz, asırlardır aynı sloganla terörü lanetliyorsunuz. Bir kısmınız kafileden ne uzak kalıyor, ne de kafileye yakın duruyor. "Hem onlardan gibi görüneyim hem de arkada telefonumu kurcalayıp cool olayım" diyor... Benim gibi garipler de "Lan ya bana saldırırlarsa bu gazla?" korkusu taşıyor hulen. Evet, tepkili olmak iyidir. Toplanmak da iyidir. Ama bu iş pilav gününe buluşup gitmek gibi bir şey değil ki? Bir de bunu hebele höböle kitaplar pahalı ondan kitap okumuyorum deyip ota boka zibilyonlar yatıran sen yapıyorsun. Arada okuyorsun elbette hakkını yemek istemem. İddaa ekleri yahut Posta gazetesi filan değil mi? Hadi tamam, vatan için sen de ölürsün. İyi de, ölmek gerekmiyor ki, ölüm oldukça ucuz zaten. Ölüm çözüm değil. Bir boka da yaramıyor üstelik. Acı ama gerçek şöyle bir şey var: 1953'te ABD Dışişleri bakanı bilmem kim, NATO'ya en ucuz askeri Türkiye'nin sağladığını söylemiş. "Bir Türk askeri bize 23 sente mâl oluyor" demiş... Can Dündar'ın yalancısıyım vesselam. Hangi kitabıydı pek hatırlamıyorum amma. Ha tamam yıl olmuş 2011, 100'e katlansın 23 sent istersen. BİR BOKU DEĞİŞTİRMEZ. Dirin 23 sent ediyor, ölün zaten iplenmiyor! Bu kadarsın dostum politiklerin gözünde. Bıdıbıdı amerika deme bana hiç. Ayrıca, bu ülkeyi kıraathanelerde, batak masalarında da kurtaramazsın, kurtaramadın da. Kurtaramayacaksın üstelik. "Donum araya kaçtı, dur bi kalkayım da düzelteyim." deyip ardından "Aa, insanlar yürüyormuş. Hazır kalkmışken gidip katılıp stres atayım" mantığıyla hiçbir yere varamazsın. Politiklere inanmak da bir çözüm değil üstelik. Medyaya da inanma! Saldırı gece 1'de olurken senin haberin sabahın bilmem kaçında oluyorsa, aptal aptal programları 364 gün ekranda tutup şakacıktan "ühühüv, çok üzülüyoruz yayın yapmıciiiiiiiiiz" demelere neden inanasın ki? İnanmamanı sağlayacak ve belki düşünmene yardımcı olacak beyin hücrelerine sahip olduğunu umuyorum.
Oyunundan çaldım çok özür diliyorum. Sadece "samimi ol" demek istemiştim.
Sövgülerle.
Şimdi oyununa geri dönebilirsin.
Hiçbir şey olmamış gibi.
diyen yöneticilerimiz olduğu için zaten çok şanslıyız, minnettarız. Yahu, koca yıl oyh şu göğüslere de bak, oy aga plastik bardaklarda efes içelim mie, sigara da alalım mı, kopya çekelim, soyalım, hırsızlık yapalım diyen adamların toplanıp "Allaaaaaaaaaaaahuekber" naraları atmaları ne kadar doğru ve ne kadar samimi babalar? Koca vaktini apışaranı karıştırarak geçir sonra bıdıbıdı "beni askere alsalar var yaaağ". Bir kısmınız canla başla bağırıyorsunuz, ki ayrıldığınız kız arkadaşlarınıza bile accayip yaratıcı küfürler edebilirken siz, asırlardır aynı sloganla terörü lanetliyorsunuz. Bir kısmınız kafileden ne uzak kalıyor, ne de kafileye yakın duruyor. "Hem onlardan gibi görüneyim hem de arkada telefonumu kurcalayıp cool olayım" diyor... Benim gibi garipler de "Lan ya bana saldırırlarsa bu gazla?" korkusu taşıyor hulen. Evet, tepkili olmak iyidir. Toplanmak da iyidir. Ama bu iş pilav gününe buluşup gitmek gibi bir şey değil ki? Bir de bunu hebele höböle kitaplar pahalı ondan kitap okumuyorum deyip ota boka zibilyonlar yatıran sen yapıyorsun. Arada okuyorsun elbette hakkını yemek istemem. İddaa ekleri yahut Posta gazetesi filan değil mi? Hadi tamam, vatan için sen de ölürsün. İyi de, ölmek gerekmiyor ki, ölüm oldukça ucuz zaten. Ölüm çözüm değil. Bir boka da yaramıyor üstelik. Acı ama gerçek şöyle bir şey var: 1953'te ABD Dışişleri bakanı bilmem kim, NATO'ya en ucuz askeri Türkiye'nin sağladığını söylemiş. "Bir Türk askeri bize 23 sente mâl oluyor" demiş... Can Dündar'ın yalancısıyım vesselam. Hangi kitabıydı pek hatırlamıyorum amma. Ha tamam yıl olmuş 2011, 100'e katlansın 23 sent istersen. BİR BOKU DEĞİŞTİRMEZ. Dirin 23 sent ediyor, ölün zaten iplenmiyor! Bu kadarsın dostum politiklerin gözünde. Bıdıbıdı amerika deme bana hiç. Ayrıca, bu ülkeyi kıraathanelerde, batak masalarında da kurtaramazsın, kurtaramadın da. Kurtaramayacaksın üstelik. "Donum araya kaçtı, dur bi kalkayım da düzelteyim." deyip ardından "Aa, insanlar yürüyormuş. Hazır kalkmışken gidip katılıp stres atayım" mantığıyla hiçbir yere varamazsın. Politiklere inanmak da bir çözüm değil üstelik. Medyaya da inanma! Saldırı gece 1'de olurken senin haberin sabahın bilmem kaçında oluyorsa, aptal aptal programları 364 gün ekranda tutup şakacıktan "ühühüv, çok üzülüyoruz yayın yapmıciiiiiiiiiz" demelere neden inanasın ki? İnanmamanı sağlayacak ve belki düşünmene yardımcı olacak beyin hücrelerine sahip olduğunu umuyorum.
Oyunundan çaldım çok özür diliyorum. Sadece "samimi ol" demek istemiştim.
Sövgülerle.
Şimdi oyununa geri dönebilirsin.
Hiçbir şey olmamış gibi.
Cumartesi, Ekim 15, 2011
büyük paralar yahut fare insanlar.
![]() |
- Kahramanımız büyük büyük borçlar altına girer. Ne yapsa ne etse belini doğrultamaz, düşünür düşünür... Aklına kendince "cin gibi" bir fikir gelir. Eline silahını alır ve insanlardan para toplamaya başlar. Bu haftaki ötv muhabbetinin aslı budur bence. Kahramanımızın elindeki silah da burada yasalar filan falan tabii ki. Sonuç olarak; yine haklı değil, güçlü kazanmış oluyor.
- Wilhelm Reich, "Dinle Küçük Adam"da aynen şöyle diyor: "... otuz korkunç yıl boyunca tek bir yararlı düşünce geçmedi aklından, ikinci büyük savaş sona erdiğinde, sen, savaş başlamadan önce bulunduğun yerdeydin. Belki "sağ"dan çok, azıcık "sol"a gitmiştin; ama tek bir milimetre ileri kımıldamadın!" Sidik yarıştırır gibi ideolojilerden bahsetmeyeceğim tabii ki. Ama gerçekten bir yere gittiğimiz yok babalar, dünya yaşanacak bir yer olmamaya devam ediyor velhasıl.
- 2.25 milyon ton elektronik eşya çalışır vaziyette çöpe gidiyormuş. E elbette, çabuk eskitmeli çabuk tüketmeli derhaaal yenisini almalıyız. Ve hatta çabuk ölmeliyiz, ölmeliyiz ki; daha aptal bi' kuşak çabucak doğup gelişip daha çok tüketsin. Ve efendim "A markası bizi seviyor ekolojik işler yapıyor, B de bayağı çevreci" demenin vicdan rahatlatma olduğu o kadar bariz ki. Zibilyon çeşit şarj girişi var mesela, "e durun lan bi dakka, tek tip yapsak ya bunu, herkes herkesinkini kullansın, çöpe atılmasın bunca alet" diye çıkıp anlattılar mı? Yabancı basında çıkmıştı bir kere, hallolucak öyle yapıcaz filan falan tarzı, olmadı sanırım. Ne beklenir ki zaten?
- Her yıl 500 milyar doların reklam sektöründe döndüğü hesaba katacak olursak, şekerleşmiş bi dünyada olduğumuzu düşünüp mutlu olmak da hakkımız tabii.
- O değil de, Burger King filan chicken menüleri tavuğun kıkırdağından yapıyor imiş. Zaten dünyadaki tavuk gıda sektörü bi' acayip, iyice tuzu biberi oldu.
- "Siz yine dizilerinizi izlemeye devam edin, bizler sizin için endişeleniriz."
- Heeeer neyse, Okan Bayülgen'in dediği gibi "içimize kanatlı araba sokmaktan başka tatmin arayışları" içinde olmak dileğiyle.
- Unutmadan, Kafka der ki: "Bürokratlar için insanca ilişkiler değil, yalnızca nesne ilişkileri vardır. İnsan evrağa dönüşür. Evrağa verilen sayı ile belirgin kılınan, ölmüş bir varlık olarak evrağın akışına girer. Bu varlık, şahsen çağrıldığı zaman bile bir kişi değil, yalnızca 'olay'dır. 'Konu' ile ilgili olmayan ne varsa akıp gitmiştir. Resmi dairelerin koridorları aşağılanma kokar. Sigara içmek kesinlikle yasaktır. Bu yasağın kapsamına soluk almak da girer. Buna karşılık yürek çarpıntısına izin vardır, dahası çarpıntı olması istenen bir şeydir. Her türlü ümit uçup gider. kapıdan kapıya gönderilen kişiye suçluluk duygusu aşılanır. Buraya giren, yalnızca bir vizite kağıdı ya da pasaportunun uzatılmasını istese bile kendini suçlu duyumsar. En iyi olasılıkla bir dilek sahibidir, aslında ise suçludur..."
Pazartesi, Ağustos 01, 2011
another lonely day
İki saat dahi sürmeyecek şu işi bir haftadan uzun bi sürede anca bitirdim yahu, amma üşengeçmişim. Yaptığım şeyse şarkıları dizip kapakları yapmaktı oysa sadece. Hüzünlü parçalar, melankolikler filan falan.
Velhasıl,
hissedebilmen umuduyla.
download için tık.
Velhasıl,
hissedebilmen umuduyla.
download için tık.
Pazar, Temmuz 24, 2011
Mini Etikliler
Kaan Sezyum bu hafta Rock'n Coke hakkında bi' iki laf etmiş, iyi olmuş. Olay ise aynen şöyle: Bi' kaç bayan önce sözlü sonra elli(?) tacize uğrayınca güvenliğe şikayette bulunmuş doğal olarak. Güvenlik de "size burada tecavüz bile etseler bi şey yapamayız." Demiş. Vallahi Kaan Sezyum'un yalancısıyım. İyiymiş lan, valla. N'olucak, alt tarafı tecavüz. Diiimi sayın güvenlik? Neyse de, "Brain Building" vaktin gelmiş canım abicim senin. "Ayak parmaklarımda bile kas çıkardım ooooğlum laaağn" demenin pek bi' yararı olmamış gibi, ne dersin? Ne olaya müdahale edebiliyosun ne de beynin sağlam çalışıyor sanki. Belki de festivallerin "kız kaldırma" yeri olmadığını belletmek gerekir evvela -burada senin de suçun yok güvenlik- Lakin bence ilkin internetin bu lekesini temizlemek gerekli. Gerçi büyüklerimiz bunu halledecek gibi -22 Ağustos filan falan- sağ olsunlar, minnetarız ailece. Öyle böyle değil. Tırnağımız batıyor sanki dedik, kolunuzu kesmek gerek dediler resmen. Helal olsun.
"Mahkeme, 16 yaşındaki N.G.'nin daha önce tecavüze uğradığında ruh ve beden sağlığının bozulduğunu belirterek, 2. tecavüzcünün 15 yıllık cezasını 8 yıl 4 aya indirdi." Al bir de burdan yak ameka. 2. ürüne %50 indirim yapıyoruz der gibi olmuş resmen.
Aylarca evvel duvarlarda, direklerde "Yol medeniyettir." yazılı afişler görüyorduk, altında şu kadar yılda şu kadar yol yaptık masalları vardı. Hayat o zaman tabii o kadar güzeldi kii, kuşlar böcekler filan. Tek bozuğumuz yollardı yol yaptık biz de doğal olarak. Biz dediysem, sokaktan haberi olmayan bi' kaç takım elbiseli arkadaşız biz. Para sağ olsun, hayat bize o kadar adaletli davranıyor ki hayatın herkese aynı muameleyi gösterdiğini zannediyoruz filan.
Aa, öyle değil mi ya yoksa?
Neyse, sövgülerle.
"Mahkeme, 16 yaşındaki N.G.'nin daha önce tecavüze uğradığında ruh ve beden sağlığının bozulduğunu belirterek, 2. tecavüzcünün 15 yıllık cezasını 8 yıl 4 aya indirdi." Al bir de burdan yak ameka. 2. ürüne %50 indirim yapıyoruz der gibi olmuş resmen.
Aylarca evvel duvarlarda, direklerde "Yol medeniyettir." yazılı afişler görüyorduk, altında şu kadar yılda şu kadar yol yaptık masalları vardı. Hayat o zaman tabii o kadar güzeldi kii, kuşlar böcekler filan. Tek bozuğumuz yollardı yol yaptık biz de doğal olarak. Biz dediysem, sokaktan haberi olmayan bi' kaç takım elbiseli arkadaşız biz. Para sağ olsun, hayat bize o kadar adaletli davranıyor ki hayatın herkese aynı muameleyi gösterdiğini zannediyoruz filan.
Aa, öyle değil mi ya yoksa?
Neyse, sövgülerle.
Pazar, Temmuz 17, 2011
Takım elbiseye güven
Popüler konulara değinerek tam teşekküllü bi' facebook kullanıcısı olma yolunda önemli adımlar atmış olucam belki ama gerçekten, neler oluyo yahu? Her terör olayından sonra garip garip davranıyoruz filan? Sokaklara dökülüp "akdeniz karadeniz, silah isteriz!!11bir" diye naralar atmak da neyin nesi? Ne yapıyorsun abicim sen? Rahatlıyosan eyvallah; ama adam akıllı bi' slogan da mı bulamadın yahu? Birlikteyken toz konduramadığın kız arkadaşına ayrıldıktan sonra acayip acayip, fantastik küfürler etmeyi biliyosun amma? İşine geldiği gibi davranıyosun, ötesi yok. Ne bileyim abi, saçını jölele, fön çektir filan. Plastik bardakta bira içerkenki fotoğraflarını facebook'ta kullan, "beğenir misinizz nooluuuaaaar" mesajları at. Emin ol istediğin popülerliğe öyle daha kolay erişirsin.
Televizyonun da politiklerden gelen taziyeleri marifetmişçesine yayınlaması azalarak bitsin artık hulen, ben de takım elbise giyer ben de taziyede bulunurum, marifet mi yani? Ki ilkin, bazı şeylerin şeffaf olmadığını/olamadığını bellemek gerekir, mitomani olan zibilyon tane takım elbiseli var çünkü malum.
Umarım anlamışsındır silah isteyen arkadaşım. Bi' dahakine söz makarna tarifi vericem burdan senin için. Babaay.
Televizyonun da politiklerden gelen taziyeleri marifetmişçesine yayınlaması azalarak bitsin artık hulen, ben de takım elbise giyer ben de taziyede bulunurum, marifet mi yani? Ki ilkin, bazı şeylerin şeffaf olmadığını/olamadığını bellemek gerekir, mitomani olan zibilyon tane takım elbiseli var çünkü malum.
Umarım anlamışsındır silah isteyen arkadaşım. Bi' dahakine söz makarna tarifi vericem burdan senin için. Babaay.
Pazartesi, Temmuz 11, 2011
"Tesla'cım geçmiş doğum günün kutlu olsun karşiim"
Tanımayanlar için(bkz: nikola tesla) 10 Temmuz'un Tesla'nın doğum günü olduğunu maalesef yine hatırlayamadık yahu. Facebook'ta filan göremediğimiz için oldu herhalde, afbuyur Nikola abi. Çoğu şeyi senin yaptığını daha bilmiyoruz; ama söz veriyorum 2056'da filan kıymetini kavramış olacağız, vallahi. Bu sene Aligillerin kızının evdeki eski radyonun düğmesine basmasını filan kutladık 10 Temmuz'da, senin bulduğun radyo tabii de. Affet, aklımıza gelmedin. Öteki olay daha gösterişli filan ya, ondan. Ali abinin hanımı bi bööööğrek yapmış abi, umh. Sana pasta bile alamadık, oolsun takmazsın sen böyle şeyleri, bilirim.
Neyse.
Google'ın Tesla gibi birini es geçmesi cidden çok acayip. Koskoca Tesla lan. Neler yaptığını neler ettiğini uzun uzun anlatmaya gerçekten gerek yok. Google da bunu fazlasıyla biliyor üstelik, yani sanırım. Herhalde biliyordur. Galiba biliyor. Bilmese 2009'da kutlamazdı. Meselaa diyorum. Tesla gibi "esas adam"ları da unutacaksak neyi ya da kimi akılda tutmalıyız ki? Hakkını verebildik mi Tesla'nın mesela? Tesla da büyük değilse kim büyüktür, mızmız Edison abimiz mi? Pehey.
Ama vallahi, 2056'larda filan değerini anlarız, umarım.
Doğum günü parçanı justin bieberdan veremiyoruz abi, kusurumuza bakma. Onun yerine 2056'ya nispet yapar gibi "Tomorrow never comes until it's too late" diyen Colonel Bagshot var, affeyle.
Neyse.
Google'ın Tesla gibi birini es geçmesi cidden çok acayip. Koskoca Tesla lan. Neler yaptığını neler ettiğini uzun uzun anlatmaya gerçekten gerek yok. Google da bunu fazlasıyla biliyor üstelik, yani sanırım. Herhalde biliyordur. Galiba biliyor. Bilmese 2009'da kutlamazdı. Meselaa diyorum. Tesla gibi "esas adam"ları da unutacaksak neyi ya da kimi akılda tutmalıyız ki? Hakkını verebildik mi Tesla'nın mesela? Tesla da büyük değilse kim büyüktür, mızmız Edison abimiz mi? Pehey.
Ama vallahi, 2056'larda filan değerini anlarız, umarım.
Doğum günü parçanı justin bieberdan veremiyoruz abi, kusurumuza bakma. Onun yerine 2056'ya nispet yapar gibi "Tomorrow never comes until it's too late" diyen Colonel Bagshot var, affeyle.
Pazar, Temmuz 03, 2011
önizleme #2
![]() |
| orijinal boyut için:chorus |
- İstanbul kadıköy'de bulunan ve "barlar sokağı" olarak bilinen Kadife Sokak'a bi grup insanın "burada içki içemezsiniz hulen" tavrı takınarak saldırdıkları haberi geldi falan filan sözlüklere, yazılıp çiziliyor sürekli. An itibariyle hiçbir gazetenin web sayfasında böyle bi olaya yer verilmemesi ya olayın düzmece olduğunu gösteriyor ya da medyanın çoktan uyumuş olduğunu veyaa magazinel bi şeyler bulamadıkları için sayfaları güncellemediği sonucuna varılıyor. Tercihim iki maddelik şey yazıcam derken üç maddeye çıkan cümledeki ikinci ve üçüncü yargı. Gerçi muhtemelen yahudi oyunudur, a partisinin işidir, ergenekondur euehe fantezileri alır başını gider de. Neyse, sabah ola hayrola. Ama söylemeden geçmeyeyim, barlar sokağına burada içki içemezsiniz mantığıyla saldırmak ne alaka lan? Tuvaletteki birine "kalk kalk kalk, buraya sıçamazsın" demekle aynı kapıya çıkıyor affedersin. İnsanların "Türkiye'de yaşamamak için nedenler" listesine bir yenisini daha eklediler, minnettarız ailece. Seöverek izliyoruz.
- Keşke bu kadar erken aramızdan ayrılmasaydın da, ortalık recep ivedik'lere filan kalmasaydı üstad. 11 sene içinde ne kadar salak şeylerle güler olduğumuzun resmidir yokluğun maalesef. Keşke İnek Şaban'ı yaşatmaya devam edip, adam akıllı bi "eeşşoooğlueşeeek" diyebilseydin, yeniden.
- Pan's Labyrinth'ı izleyin derim. Sıkılmaktan daha iyi bi aktivite olacağı kesin, afişine aldanıp çocuk filmi bu demezsiniz umarım benim gibi. Spoiler vermek gibi olmasın ama; "tavşan avlıyoruz" diyen elemanlara yüzbaşının yaptığı bugün milyonlarca insana yapılıyor, farklı farklı yollarla belki, belki dolaylı olarak. Ama yapılıyor. justin bieberın mutluluk dağıttı bi dünyada filan değiliz, belki hissedilir filmden sonra filan. Hoş, makarna tarifi filan verseydim eminim daha çok iş görürdü.
Neyse, kaçanzi.
Cumartesi, Haziran 25, 2011
Sana yaşama demiyorum, yaşa ama hobi olarak yaşa
Oku, işe gir. Evlen, ev al, kredi çek. Borçlan. Daha çok çalış. Bu arada telefonun filan da eskidi senin, bi smartphone denemek istemez misin, çocuğun da çok özeniyor, ona da al istersen, hem öyle % 00.2 indirim yapıyoruz, şahane dimi? Daha çok çalış, daha çok, daha. Pırlanta fiyatları düşmesin diye rezervlerdeki fazlaca elmasları yakıyoruz, karbon oluyor, bi' kıymeti kalmıyor. Ama kimsenin haberi yok. Sana suyunu az az kullanmanı söylemedim mi?! Sularımızı boşa harcıyorsun. Ha ben mi? Senin 1 yılda harcadığın/harcayamadığın suyu bir günde kirletiyorum, şirketimizin geleceği buna bağlı çünkü. Haha, çok konuşma. Bana muhtaçsın. Ben olmazsam para kazanamaz, borçlarını ödeyemezsin, sus. Yenilebilir enerji kaynakları herkese yetmez bi kere. Hem sen bunu nereden duydun? O araştırmaları sonlandırmalarını ve sonuçlarını gizlemelerini söylemiştik, hay aksi. Tabii ki petrol kullanacaksın. Enerji şirketlerinin başındaki de benim bir kere, patrona karşı mı geliyorsun? İşine son vermemi mi istiyorsun? O zaman borçlarını nasıl ödeyeceksin? Afeerin, susmak en iyi cevaptı. Maaşına % 0000,9 zam yapıyorum. Şimdi sevinebilirsin. Sevin dedim! GDO iyi bir şey bi kere! Monsanto'nun başında olmamla hiçbir alakası yok bunun. Belki var, azıcık ama. Bu seni hiç ilgilendirmez. Tamam, genetiğiyle oynadığımız mısırlar farelerde karaciğer ve böbrek yetmezliğine sebep olabilir; ama mısırlarımız gerçekten çok kaliteli ve insanlık yararına. Bana hâlâ inanmıyorsan reklamlarımızı izle. Yaptığımız işi şirinleştirmek için çok para harcıyoruz bu işe çünkü. Bu arada kazandığım milyonlardan zarar etmemek adına yeni bir eleman almıyorum sana yardımcı olacak. Tabii, günde sekiz saat çalışıyorken on iki saat çalışacaksın ama olsun, yaparsın sen. Off, lafa tutma beni artık, yeter. Haftaya çok önemli bir silah satış antlaşması yapacağız, sömürdüğümüz ülkelerden biriyle. Boşuna yaratmıyoruz terörü bi kere biz. Haftaya kadar Dubai'deki adamda çocuklarımla vakit geçirmek istiyorum. Bu arada, senin de çocuğun vardı değil mi? Ona vakit ayırmayı ihmal etme sakın. Unutmadan, ekip arkadaşını işten kovdum, işçi hakkından filan bahsetti durdu. Yerini birini alana kadar idare et biraz olur mu, günde on altı saat çalışman gerekecek belki ama; yaparsın sen.
Ben zaten sana yaşama demiyorum, yaşa ama hobi olarak yaşa.
Çarşamba, Haziran 15, 2011
Saçma
- Bu salak ruhani perhiz dönemimde hiiiçbir bok yapamamış olmama rağmen sonunda bir film izleyebildim, fena sarstı. Dante'nin İlahi Komedya'sını okumadığım için film-kitap uygunluğu kritiği yapamayacak olsam da Dante's Inferno hakikaten can yakıcı olmuş. O ne cehennemdi lan öyle? Kahramanların ses tonu da on numara olmuş. Çok etkilendim abi. Çok büyük adammışsın Dante, çook. Seri devam ettirilir mi bilmiyorum amma, bekliyorum doğrusu. Şüphesiz ki bu filmi izlemekte biiiinlerce ibret var. (Bkz: feyyaz)
- Öte yandan asırlardır okuyup da bitiremediğim De Profundis var. "Suffering is permanent, obscure and dark." diyor Oscar Wilde, yüreğim kaldırmıyor vallahi.
- En hüzünlü bağımsızlık: Yalnızlık.
- Seçimlerden sonra "işe bir de olumlu tarafından bakmak gerekiyor, bakınız her iki kişiden biri akepe'ye karşı" diyen insanlar var. Ohannes diyorum, bu kadar da Pollyanna olunmaz.
- Yukarıdaki vinyet Dante's Inferno'ya ait değil bu arada. The Truman Show'a ait sanırım. Dante's Inferno'dan bahsederken onu koymak çook saçma oldu farkındayım da, bu yazıyı yazarken aynı olay başıma geliyor maalesef.
- Tarihin en saçma yazısını Malt'la kapatalım en iyisi. Her şey, herkes değişiyor ama sen değişme bu klibin saf kızı. N'oolur.
Pazar, Haziran 05, 2011
Önizleme
- Seçim zımbırtısı bitse de gitse yahu artık. Fena sıkıcı olmaya başladı, vasat parti şarkıları, "parti fanatizmi" yapan insanlar filan. Yok efendim araba camlarına afişler yapıştırmalar, parti bayrakları asmalar filan. Yıl olmuş 2011, hâlâ seçim vaatlerine inanan insanlar mı var yahu?
- Daha yazılı sınavda farklı kitapçıkları aynı zorlukta sormaktan aciziz, koca ülke mi adaletle yönetilecek yani, bu mudur, buna mı inancımız tam?
- Tartışmak çıplak elle bok temizlemeye çalışmak gibidir. Ne boku temizleyebilirsin ne de elin temiz kalır.
- Olafur Arnalds - Eulogy for Evolution: Evcilleştirilen hayatlarımız için ihtiyaç molası. Dinleyin, dinlettirin.
- Taaa 17. yüzyıldan elin İzlandalısı yaftalamış bizi, Tyrkjaranid diye. "Adam Kaçıran Türk" demişler. Ne bok yemeye taa oralara esir toplamaya gitmişiz bilmiyorum da elemanlar bizi 17. yüzyılda çözmüş abi, biz ise kendimizi 21. yüzyılda hâlâ çözemedik.
- Tyrkjaranid demişken; "İsim Şehir Hayvan" Yılmaz Özdil'den. Kitap çıkalı hayli oldu amma anca yazabildim. Şüphesiz bu kitabı okumakta biiiiiiinleerce ibret var. (Bkz: feyyaz)
- Anatolium'da Mehmet Turgut fotoğraf sergisi var, "Sanatolium" diye sergi yeri gibi bir şey de yapmışlar, orijinal olmuş. 46'nın kapaklarını zaten takip ediyorduk da, gidip görmekte fayda var. 12 Haziran'a kadar devam ediyor.
--
İçli Köfte'ye pek benzedi diye Seyit Ali Aral'a da ayrıca özür maili attım, hööeee İçli Köfte gibi yazmış filan denmesin sonra.
Cumartesi, Mayıs 07, 2011
Hezarfen
TRT2'de bolca rastladığımız görsel olarak zayıf tarihi çizgi film/animasyonlara nazaran harikulade bi' çalışma olmuş. Pixar imzalı filan da değil üstelik, Türk yapımı. Tolga Arı imzalı. Kimdir bu Tolga Arı diye gugukladığımızda ise;
Tolga Arı'nın elmaaltıshift.com röportajı için buraya klik
Web sayfasına ulaşmak içinse buraya.
Pazar, Mayıs 01, 2011
1 Mayıs
Benzine, elektriğe, doğalgaza, havaya ve suya yapılacak olan zamlar bu yıl bi' ilk olarak 1 Mayıs vesilesiyle işçiye, öğretmene, emekçiye filan yapılacakmış. Sevinir gibi oldun değil mi? Şaka yahu şaka... Olur mu yahu hiç öyle şey, hangi yüzyıldayız allasen? Tüket-itaat et-öl dünyası azizim burası. Düşünmek, üretmek bu yüzyılda en gereksiz şey! Hele ki bunları başkaları senin yerine yapıyorsa... Parasını verince hazır olarak koyuyorlar önüne zaten, ne gerek var yorulmaya ama diiğmi? Para demişken, para harcayamadığım vakitler böyle kan şekerim düşüyor sanki bi' garip oluyorum oyhş. Şu cümleleri kurarken, 20 liralık tişörtüme uysun diye aldığım 400 liralık ayakkabılarım ve sadece ama sadece 244.99 dolarlık kemerimin kargosunun geciktiği haberini aldım maalesef. Acayip üzüldüm yahu.
Tutamayacağım kendimi sayın okur, afbuyur. ühühühüv.
Tutamayacağım kendimi sayın okur, afbuyur. ühühühüv.
Cumartesi, Nisan 09, 2011
Şaka
Bazen çuvallıyorsunuz konuşma ortasında yarım yamalak öğrendiğiniz bilgi kırıntılarıyla.
Ama biz şaka yaptığınızı çok iyi biliyoruz. Keza asla yanlış yapmazsınız ve her ne yapıyorsanız zaten bilmemizi sağlarsınız. Şişer, şişer ve tekrar şişerek öylece kalırsınız. Tüm doğrular zaten sizdedir, olmayan doğruyu da satın alırsınız. Her şeyden uzak kalmaya çalışıp her şeye öylesine yaklaşırsınız ki aslında. Tüm bunlar olup biterken şişmeye devam edersiniz, gökyüzüne sizi izlemek için çevrilmişken o "sıradan" insanların başları, gün gelir; patlarsınız. Ve büyüttüğünüz egonuzun ardındaki asıl sizi, o bomboş sizi, herkes görür. Herkes görür de, bakalım siz görebilecek misiniz "Ben herkesten farklıyım!" diye haykırırken aslında daha da herkesleştiğinizi.
Pazar, Nisan 03, 2011
Neler oluyor?
Evet efendim. Alex Cherry abimizin yine harikulade bi' portfolyosudur solda duran. Evet, tam da o kadar büyük durmalıdır anasını satayım.
Neyse.
Neler oluyor hulen? Nerede kaldı o laz mantığı ile "yatçaz kalkçaz, yatçaz kalkçaz sonra bi' bakmışsın geçmiş günler" dediğimiz vakitler? Bi' gün atraksiyonsuz geçsin mıçtımın dünyasında. Dünya çamurun içine böylesine hızlı yuvarlanırken bizimkilerin olaylara tepkisi de bi' acayip. Bizimkinden başka hangi ülkenin yöneticileri "Fukişima'daki radyasyon Türkiye'ye gelmez, aramızda dağlar var" ya da "Ne korkuyorsunuz uleen nükleerden, evinize tüp almıyor musunuz sanki, o da patlayabilir" diyebilir allasen ya?
Hadi neyse, dünyayı boş verelim -nasılsa aramızda dağlar var- kendi içimizde de trajikomik şeyler yaşayıp durmaktan bıkmadık mı yahu?
Milyonlarca öğrencinin ümit bağladığı bir sınavda şifre iddiası bile olmamalıdır efendim, bu şey gerçek olmasa bile lafı yeter. Ha varsa boku çooktan çıkmıştır zaten! Hadi onu geçtim, sırf doğan bebek başına devletten daha çok para alabilmek için sağlıklı bebekleri erken doğurtan, sağlıklı doğan bebekleri -sözde- yoğun bakıma sokan ve pek çok bebeğin ölümüne yol açan hastane filan bile varmış bu ülkede? Bu kadar mı alçaldık ulan, bu kadar mı para hırsı bürüdü gözümüzü? Hırs demişken, hırs; Arapça'da çiftleşme zamanında çiftleşemeyen develerin ağzından akan sıvıya denirmiş. Cuk diye oturdu dimi?
Neyse yahu. Biz; tüketim çılgını, televizyon müptelası filan olup Justin Bieber dinlemeye devam edelim anasını satayım. Dert, tasa kalmıyor azizim alışveriş yaparken altın suyuna batırılmış ultra-nano titanyum uranyum karbonfiber kaplama kulaklılarımla Justin Biber dinlerken, inanılacak şey değil dimi?
Hahayt, üzülme ama şekerim sende o kulaklıklar yok diye :((
Son olarak;
(bkz: özgürlük) < klik!
Neyse, biraz daha izdivaç filan izleyip kendime geleyim. Ne saçmaladım böyle.
Neyse.
Neler oluyor hulen? Nerede kaldı o laz mantığı ile "yatçaz kalkçaz, yatçaz kalkçaz sonra bi' bakmışsın geçmiş günler" dediğimiz vakitler? Bi' gün atraksiyonsuz geçsin mıçtımın dünyasında. Dünya çamurun içine böylesine hızlı yuvarlanırken bizimkilerin olaylara tepkisi de bi' acayip. Bizimkinden başka hangi ülkenin yöneticileri "Fukişima'daki radyasyon Türkiye'ye gelmez, aramızda dağlar var" ya da "Ne korkuyorsunuz uleen nükleerden, evinize tüp almıyor musunuz sanki, o da patlayabilir" diyebilir allasen ya?
Hadi neyse, dünyayı boş verelim -nasılsa aramızda dağlar var- kendi içimizde de trajikomik şeyler yaşayıp durmaktan bıkmadık mı yahu?
Milyonlarca öğrencinin ümit bağladığı bir sınavda şifre iddiası bile olmamalıdır efendim, bu şey gerçek olmasa bile lafı yeter. Ha varsa boku çooktan çıkmıştır zaten! Hadi onu geçtim, sırf doğan bebek başına devletten daha çok para alabilmek için sağlıklı bebekleri erken doğurtan, sağlıklı doğan bebekleri -sözde- yoğun bakıma sokan ve pek çok bebeğin ölümüne yol açan hastane filan bile varmış bu ülkede? Bu kadar mı alçaldık ulan, bu kadar mı para hırsı bürüdü gözümüzü? Hırs demişken, hırs; Arapça'da çiftleşme zamanında çiftleşemeyen develerin ağzından akan sıvıya denirmiş. Cuk diye oturdu dimi?
Neyse yahu. Biz; tüketim çılgını, televizyon müptelası filan olup Justin Bieber dinlemeye devam edelim anasını satayım. Dert, tasa kalmıyor azizim alışveriş yaparken altın suyuna batırılmış ultra-nano titanyum uranyum karbonfiber kaplama kulaklılarımla Justin Biber dinlerken, inanılacak şey değil dimi?
Hahayt, üzülme ama şekerim sende o kulaklıklar yok diye :((
Son olarak;
(bkz: özgürlük) < klik!
Neyse, biraz daha izdivaç filan izleyip kendime geleyim. Ne saçmaladım böyle.
Cumartesi, Şubat 26, 2011
Yann Tiersen, Istanbul.
Bir dahaki sefere bu kadar pahalı olma Yann, benden söylemesi :p
Videosu eskimiş artık ama olsun, bulunsun.
Parça adı ise Dark Stuff, meraklısına. Albüm versiyonu sağdaki playlistte.
Cumartesi, Şubat 19, 2011
PlayNation
Yaptığım sınır ihlâlleri ve birkaç adayı/karayı suya gömme işi için özür dilemekle beraber, 2011 Şubat'ında Türkiye'deki Playstation çılgınlığı aynen haritada görüldüğü gibidir azizim. Her köşe başında istenmeyen tüy gibi biten "PS Home"lar da haritayı, daha doğrusu beni destekliyor yahu işte. Bu ülke daha bir sürü futbol mühendisi yetiştirecek gibi. Bilmem kaç takımın ilk on birini aklında tutabilen fakat Kıbrıs'ın yerini bile bilmeyen hödükler yetiştirecek kısaca. Ya da üç kelime arasında "ıııı" demeden birkaç kelimeyi cümle haline getiremeyen sözde entelektüel futbolcular (gazete röportajları istisna elbette), insanlar vesaire.
Cuma, Şubat 18, 2011
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















