Cumartesi, Ekim 22, 2011

aa terör de buradaymış, buyrun 23 sentiniz.

"Oku diyorum, oku oku oku. Okuyamıyor musun? Sürün sürün sürün sürün. Ve tabii ki büyü büyü büyü büyü. Ah, bir de fakirdin değil mi sen? Yürü yürü yürü yürü. Al eline bu silahı. Kıpırdama. Öl öl öl öl. Daha doğrusu, yerine diğer fakirler gelene kadar yaşamak zorundasın, yaşa yaşa yaşa. Ya da öl, umrumda değilsin. Bir iki yalan söyleyince heer şey düzeliyor zaten. Baam! Lafım bitmeden ölme! Emrediyorum! Adını dahi bilmiyorum senin; ama bak, şanslısın. Televizyona çıkmak kolay mı oooğlum? Fotoğrafının altında adın yazacak, herkes seni tanıyacak. On, on bir saniye. 'ç-çç' diye bir ses duyacaksın ardından, insanların kafasında ancak bu kadar yer edeceksin. Amma olsun. Nasıl da heyecan verici değil mi? Sen orada salak bir kurşun tarafından öldürülürken, her şey bu kadar basit olacak işte. Ne sandın dostum? Hahaha, politikacıyım ben, işim bu. Vaadedip sömürmek. Bu zamlarla zaten yaşayamazdın sen. Bana para kazandırmıyorsan değerin de yok demektir zaten, biliyorsun. Ölmekle ne de iyi ettin..."
diyen yöneticilerimiz olduğu için zaten çok şanslıyız, minnettarız. Yahu, koca yıl oyh şu göğüslere de bak, oy aga plastik bardaklarda efes içelim mie, sigara da alalım mı, kopya çekelim, soyalım, hırsızlık yapalım diyen adamların toplanıp "Allaaaaaaaaaaaahuekber" naraları atmaları ne kadar doğru ve ne kadar samimi babalar? Koca vaktini apışaranı karıştırarak geçir sonra bıdıbıdı "beni askere alsalar var yaaağ". Bir kısmınız canla başla bağırıyorsunuz, ki ayrıldığınız kız arkadaşlarınıza bile accayip yaratıcı küfürler edebilirken siz, asırlardır aynı sloganla terörü lanetliyorsunuz. Bir kısmınız kafileden ne uzak kalıyor, ne de kafileye yakın duruyor. "Hem onlardan gibi görüneyim hem de arkada telefonumu kurcalayıp cool olayım" diyor...  Benim gibi garipler de "Lan ya bana saldırırlarsa bu gazla?" korkusu taşıyor hulen. Evet, tepkili olmak iyidir. Toplanmak da iyidir. Ama bu iş pilav gününe buluşup gitmek gibi bir şey değil ki? Bir de bunu hebele höböle kitaplar pahalı ondan kitap okumuyorum deyip ota boka zibilyonlar yatıran sen yapıyorsun. Arada okuyorsun elbette hakkını yemek istemem. İddaa ekleri yahut Posta gazetesi filan değil mi? Hadi tamam, vatan için sen de ölürsün. İyi de, ölmek gerekmiyor ki, ölüm oldukça ucuz zaten. Ölüm çözüm değil. Bir boka da yaramıyor üstelik. Acı ama gerçek şöyle bir şey var: 1953'te ABD Dışişleri bakanı bilmem kim, NATO'ya en ucuz askeri Türkiye'nin sağladığını söylemiş. "Bir Türk askeri bize 23 sente mâl oluyor" demiş... Can Dündar'ın yalancısıyım vesselam. Hangi kitabıydı pek hatırlamıyorum amma. Ha tamam yıl olmuş 2011, 100'e katlansın 23 sent istersen. BİR BOKU DEĞİŞTİRMEZ. Dirin 23 sent ediyor, ölün zaten iplenmiyor! Bu kadarsın dostum politiklerin gözünde. Bıdıbıdı amerika deme bana hiç. Ayrıca, bu ülkeyi kıraathanelerde, batak masalarında da kurtaramazsın, kurtaramadın da. Kurtaramayacaksın üstelik. "Donum araya kaçtı, dur bi kalkayım da düzelteyim." deyip ardından "Aa, insanlar yürüyormuş. Hazır kalkmışken gidip katılıp stres atayım" mantığıyla hiçbir yere varamazsın.  Politiklere inanmak da bir çözüm değil üstelik. Medyaya da inanma! Saldırı gece 1'de olurken senin haberin sabahın bilmem kaçında oluyorsa, aptal aptal programları 364 gün ekranda tutup şakacıktan "ühühüv, çok üzülüyoruz yayın yapmıciiiiiiiiiz" demelere neden inanasın ki? İnanmamanı sağlayacak ve belki düşünmene yardımcı olacak beyin hücrelerine sahip olduğunu umuyorum.
Oyunundan çaldım çok özür diliyorum. Sadece "samimi ol" demek istemiştim. 
 Sövgülerle.
Şimdi oyununa geri dönebilirsin.
Hiçbir şey olmamış gibi.

Cumartesi, Ekim 15, 2011

büyük paralar yahut fare insanlar.


  • Kahramanımız büyük büyük borçlar altına girer. Ne yapsa ne etse belini doğrultamaz, düşünür düşünür... Aklına kendince "cin gibi" bir fikir gelir. Eline silahını alır ve insanlardan para toplamaya başlar. Bu haftaki ötv muhabbetinin aslı budur bence. Kahramanımızın elindeki silah da burada yasalar filan falan tabii ki. Sonuç olarak; yine haklı değil, güçlü kazanmış oluyor. 
  • Wilhelm Reich, "Dinle Küçük Adam"da aynen şöyle diyor: "... otuz korkunç yıl boyunca tek bir yararlı düşünce geçmedi aklından, ikinci büyük savaş sona erdiğinde, sen, savaş başlamadan önce bulunduğun yerdeydin. Belki "sağ"dan çok, azıcık "sol"a gitmiştin; ama tek bir milimetre ileri kımıldamadın!" Sidik yarıştırır gibi ideolojilerden bahsetmeyeceğim tabii ki. Ama gerçekten bir yere gittiğimiz yok babalar,  dünya yaşanacak bir yer olmamaya devam ediyor velhasıl.
  • 2.25 milyon ton elektronik eşya çalışır vaziyette çöpe gidiyormuş. E elbette, çabuk eskitmeli çabuk tüketmeli derhaaal yenisini almalıyız. Ve hatta çabuk ölmeliyiz, ölmeliyiz ki; daha aptal bi' kuşak çabucak doğup gelişip daha çok tüketsin. Ve efendim "A markası bizi seviyor ekolojik işler yapıyor, B de bayağı çevreci" demenin vicdan  rahatlatma olduğu o kadar bariz ki. Zibilyon çeşit şarj girişi var mesela, "e durun lan bi dakka, tek tip yapsak ya bunu, herkes herkesinkini kullansın, çöpe atılmasın bunca alet" diye çıkıp anlattılar mı? Yabancı basında çıkmıştı bir kere, hallolucak öyle yapıcaz filan falan tarzı, olmadı sanırım. Ne beklenir ki zaten?
  • Her yıl 500 milyar doların reklam sektöründe döndüğü hesaba katacak olursak, şekerleşmiş bi dünyada olduğumuzu düşünüp mutlu olmak da hakkımız tabii.
  • O değil de, Burger King filan chicken menüleri tavuğun kıkırdağından yapıyor imiş. Zaten dünyadaki tavuk gıda sektörü bi' acayip, iyice tuzu biberi oldu. 
  • "Siz yine dizilerinizi izlemeye devam edin, bizler sizin için endişeleniriz."
  • Heeeer neyse, Okan Bayülgen'in dediği gibi "içimize kanatlı araba sokmaktan başka tatmin arayışları" içinde olmak dileğiyle. 
  • Unutmadan, Kafka der ki: "Bürokratlar için insanca ilişkiler değil, yalnızca nesne ilişkileri vardır. İnsan evrağa dönüşür. Evrağa verilen sayı ile belirgin kılınan, ölmüş bir varlık olarak evrağın akışına girer. Bu varlık, şahsen çağrıldığı zaman bile bir kişi değil, yalnızca 'olay'dır. 'Konu' ile ilgili olmayan ne varsa akıp gitmiştir. Resmi dairelerin koridorları aşağılanma kokar. Sigara içmek kesinlikle yasaktır. Bu yasağın kapsamına soluk almak da girer. Buna karşılık yürek çarpıntısına izin vardır, dahası çarpıntı olması istenen bir şeydir. Her türlü ümit uçup gider. kapıdan kapıya gönderilen kişiye suçluluk duygusu aşılanır. Buraya giren, yalnızca bir vizite kağıdı ya da pasaportunun uzatılmasını istese bile kendini suçlu duyumsar. En iyi olasılıkla bir dilek sahibidir, aslında ise suçludur..."