Cumartesi, Haziran 09, 2012

tuvalet kağıdı üzerine fragmanlar #2


...
“Ben hep seni bekledim.”
Kulaklarına ilişen ya da aklına düşen tek cümle bu oldu Raban’ın. Pek dinlemiyordu. “Ben de.” demekle yetindi ilkin. Sonra sonra ekledi: “Ben de hep beni bekledim. Beklemekle yetinemeyecek kadar çok bekledim üstelik. Gecenin dahi örtemediği  pislikler içinde, vakitsiz grilikleri solurken, varolamazken bile. Bir gün tepetaklak oldu sanki her şey. Kaçamaz oldum kendimden. Anımsa her zaman bunu. Kurtuluşun yok her kimsen, kendinden. Dilediğin yalanları üfürsün dudakların, dilediğin kadar gözlerini yum hayata, dilediğin kadar, yapabildiğin kadar, kaç... Kaçamadığın hep sensin.”  Ardından uzandı Raban, aldığı eski kitapları okur gibi yaptı. Bunun gerekliliğinden ziyade karşısındakine sahici bir düşünme payı bırakmak istediğindendi. Belki böyle bir gerçeklikten öte bir şey kalmayışından. Bunu o da bilemiyordu, niye bilsindi ki? Daha fazla sessizlik için gözlerini yumdu. Aynı kaybedişi duyumsadı yine, aynı pişmanlıkları. Gerçeğine yeğlediği hayallerine baktı bir, bir de elindekilere.  Doğrusu, bakmamayı yeğledi ellerine. Bundan da kaçmak istiyordu şüphesiz. Daha fazla düşünmemek için sordu Raban: "Sen beni neden bekledin?”