Başkaları için
günler değişiyor, dedi Raban, hep başkaları için. Günler evrilse, vakit filan büzülse de o, sanki o grilikten kaçamayacaktı. Tek yapraklı bir takvimi vardı onun, aynı
zamanda bir saati. Akrepsiz, yelkovansız. Zaman hep gri’ydi. Gri, hilesizdi. Renk çalarken “başkaları”
hayatlarına, hakikaten bir şeyler “çalıyorlardı” kendilerinden olmayanlardan. Kimse
umursayamadı. Eriyip giderken griliklerin içinde, birilerinin onlar için
biçtiği rolden öteye gidemediler hiçbir zaman.
Renk içindi tüm bu aptallıkları. Aslında renk sandıkları da gri’ydi. Ötesi var
mıydı ki böylesinin? “İnsanlığın bu kadar aptal olmaya hakkı yok aslında.” Diye
düşündü Raban, tek arkadaşı Ahraz’ın evine geldiğini henüz fark etmemişken.
Kalabalık bir kütüphanenin en terk edilmiş köşesinde karşılaşmışlardı onlar. Kimsenin
okumadığı kitapları okurlardı nedense, garipliğin kimde olduğunu pek de
umursamadan. Aptallıklarını fark edemeyen ölümlülerin gözünde neyi, neden
umursasınlardı ki? Raban kapıyı açtı, Ahraz göz ucuyla masadaki kağıtları
gösterdi, battaniyeyi üzerine çekerken.
“M”
Raban’ın
görebildiği tek şeydi bu, çok düşünmedi.
Sıra şimdi
“başkaları”ndaydı.
Bunu
bildiklerinden ikisi de hemen uyumak istedi,
vakit çoktan gri
olmuştu.