Sonsuz karanlık. Yineledi Raban, önündeki bomboş kağıtlardan
birine yavaşça yazdı: Sonsuz karanlık. Karanlığı bunca övüşüne kendisi de anlam
veremiyordu şüphesiz; ama O, sonsuz karanlıklı gecelerden birinde fısıldamıştı
kulağına Raban’ın, tüm gerekliliğini gecenin. O’nunla tanışı da yine gecenin
lütfuydu gerçekten de, ölü vakitlerden birinde karşılaşmıştı O’nunla. Kitap
alamadığı halde orada olmaktan keyif aldığı o sahafta, tüm şehrin uyuduğu
vakitlerde. Belki de orada olmamalılardı, asla karşılaşmamalılar, yollarını
aptal bir kitap uğruna tüm zıtlıklara rağmen birleştirmemelerdi, bir kez
olmuştu ve keşke yeniden olsundu, derken tüm bu düşüncelerin yine hiçbir şeyi
değiştirmeyeceğini fark ederek durdu Raban. Gözü, vaktinde gelmeyen plağa
ilişti, O’nun bu kadar erken gideceğini kestirememişti şüphesiz. Yine de tekrar
çaldı, tekrar çaldı... Plağa sahip olmak kesinlikle içindekilere de sahip olmak
değil, diye düşündü. Evet evet, kesinlikle içindeki tüm melodiler, tüm notalar
O’nundu. O’nun olmasa dahi, hepsi O’na ithaf edilmiş gibiydi. Tüm bu hislerin
ortasında zaman tekrar Raban için durdu. Belki de tüm bunları kanıksamasın, olan
biteni öyle ya da böyle unutmuş olmasın diyeydi. Zamanın yine idrak edemediği
bir şeyler var, dedi Raban dört duvar ortasında yine o dört duvara. Neyse ki
siz her şeyi biliyorsunuz dedi ve ekledi, gecenin sana getirdiği bir şeyi
geceden nasıl kaçırabilirsin ya da sana getirdiği geceyi nasıl O’ndan nasıl
alıkoyabilirsin? Tarifsiz bir aidiyetin ait olunamayan tarafındaydı Raban. Plak
başa sardı, O yine yoktu.
Cumartesi, Mart 02, 2013
primata övgüler
Hayat, vicdan rahatlatmalar ve kanıksayışlarla ilerler
dostum. Ötesini berisini uyduran kesinlikle sana büyük yalanlar söylemiş olur.
Ki, bulunduğun konuma ve kıvrımsız beynine de bakılırsa, doğru sandığın çoğu
gerçekliğin düpedüz yalan olduğunu fark etmek o kadar da güç degil. Medeniyet
ve medenilik üzerinden yaptığın aptalca şeylere ise hiç değinmek istemiyorum,
çoğu gecesi aynı “hayvani” hareketlerle geçen ve geçemediği günlerde ise
kasıklarıyla düşünen sen, hakikaten, ne diye var oluyorsun? Her şey, gerektiği
kadar hatırlanmalıdır der ve usul usul savunursun bunu değil mi? Camus’nün
anlattığı Clamence’tan daha da düşük olduğunu idrakın, ölümünden daha erken
olmayacak herhalde. İnsanların sana giydirdiği maskeleri gece sonunda usul
usul çıkarırken, o çirkin ruh karşısında senin de miden bulanmıyor mu?
Bulanmalıydı dostum, bulanmalıydı. Herkes uyurken ve sen sonsuz kez yalnız ve
bir o kadar da “sen”leyken, kendinden kaçamazken, yaptıklarına bir bak. Ya da her neyse, pek de anlatmanın bir manası
yok. Bir cümle okudun zaten, biliyorum. Belki dikkatini çekebilirsem iki olur;
ama bir asla iki olmaz. Her neyse, anlamazsın, bitiriyorum.
Hayat, vicdan rahatlatmalar ve kanıksayışlarla ilerler
dostum. Bunu öğren. Ya da öğrenme; unut, bunu kanıksa.
Elveda.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)