Perşembe, Mart 07, 2013

o'na


Sonsuz karanlık. Yineledi Raban, önündeki bomboş kağıtlardan birine yavaşça yazdı: Sonsuz karanlık. Karanlığı bunca övüşüne kendisi de anlam veremiyordu şüphesiz; ama O, sonsuz karanlıklı gecelerden birinde fısıldamıştı kulağına Raban’ın, tüm gerekliliğini gecenin. O’nunla tanışı da yine gecenin lütfuydu gerçekten de, ölü vakitlerden birinde karşılaşmıştı O’nunla. Kitap alamadığı halde orada olmaktan keyif aldığı o sahafta, tüm şehrin uyuduğu vakitlerde. Belki de orada olmamalılardı, asla karşılaşmamalılar, yollarını aptal bir kitap uğruna tüm zıtlıklara rağmen birleştirmemelerdi, bir kez olmuştu ve keşke yeniden olsundu, derken tüm bu düşüncelerin yine hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini fark ederek durdu Raban. Gözü, vaktinde gelmeyen plağa ilişti, O’nun bu kadar erken gideceğini kestirememişti şüphesiz. Yine de tekrar çaldı, tekrar çaldı... Plağa sahip olmak kesinlikle içindekilere de sahip olmak değil, diye düşündü. Evet evet, kesinlikle içindeki tüm melodiler, tüm notalar O’nundu. O’nun olmasa dahi, hepsi O’na ithaf edilmiş gibiydi. Tüm bu hislerin ortasında zaman tekrar Raban için durdu. Belki de tüm bunları kanıksamasın, olan biteni öyle ya da böyle unutmuş olmasın diyeydi. Zamanın yine idrak edemediği bir şeyler var, dedi Raban dört duvar ortasında yine o dört duvara. Neyse ki siz her şeyi biliyorsunuz dedi ve ekledi, gecenin sana getirdiği bir şeyi geceden nasıl kaçırabilirsin ya da sana getirdiği geceyi nasıl O’ndan nasıl alıkoyabilirsin? Tarifsiz bir aidiyetin ait olunamayan tarafındaydı Raban. Plak başa sardı, O yine yoktu.

Cumartesi, Mart 02, 2013

primata övgüler


Hayat, vicdan rahatlatmalar ve kanıksayışlarla ilerler dostum. Ötesini berisini uyduran kesinlikle sana büyük yalanlar söylemiş olur. Ki, bulunduğun konuma ve kıvrımsız beynine de bakılırsa, doğru sandığın çoğu gerçekliğin düpedüz yalan olduğunu fark etmek o kadar da güç degil. Medeniyet ve medenilik üzerinden yaptığın aptalca şeylere ise hiç değinmek istemiyorum, çoğu gecesi aynı “hayvani” hareketlerle geçen ve geçemediği günlerde ise kasıklarıyla düşünen sen, hakikaten, ne diye var oluyorsun? Her şey, gerektiği kadar hatırlanmalıdır der ve usul usul savunursun bunu değil mi? Camus’nün anlattığı Clamence’tan daha da düşük olduğunu idrakın, ölümünden daha erken olmayacak herhalde. İnsanların sana giydirdiği maskeleri gece sonunda usul usul çıkarırken, o çirkin ruh karşısında senin de miden bulanmıyor mu? Bulanmalıydı dostum, bulanmalıydı. Herkes uyurken ve sen sonsuz kez yalnız ve bir o kadar da “sen”leyken, kendinden kaçamazken, yaptıklarına bir bak.  Ya da her neyse, pek de anlatmanın bir manası yok. Bir cümle okudun zaten, biliyorum. Belki dikkatini çekebilirsem iki olur; ama bir asla iki olmaz. Her neyse, anlamazsın, bitiriyorum.

Hayat, vicdan rahatlatmalar ve kanıksayışlarla ilerler dostum. Bunu öğren. Ya da öğrenme; unut, bunu kanıksa.

Elveda.