hangi notaya gizleyebiliriz sesini
veyalarla dolar,
hangi tasvir yeter seni anlatmaya,
adından başka.
ve sanıyorum,
yanyanadizilsede
yıkılacak kelimeler,
seni görünce karşılarında.
güneş dahi pes edecek,
yetmez yüreği,
aydınlatmaya mutsuzluklarının
karanlıklarını belli ki.
ve biz öylece söyleyeceğiz
bilemeden nedenini
"hava da çok erken kararıyor."
Salı, Kasım 05, 2013
Perşembe, Ekim 03, 2013
iki.
uyumadan once nefis
siirler yaziyorum ben,
Saliha gormelisin.
dunyalar kurtariyorum misralarda,
peygamber de olmak isterdim
cocukken, bilirsin.
ayni odaya farkli mi farkli
kapilardan girebilmek gibi.
kitalari dahi baglayabilirsin
birbirlerine;
birini birine baglamaksa
zor gorunur ama kork,
hakikaten zordur.
ozellikle de konu sen
ve biraz da ben olunca Saliha.
durur hala boynumda
izi ellerinin.
binaenaleyh Saliha
dolanmiyordur umarim,
depresyon hirkalarinin
gozyasinda yikanmis kollari,
tanimadigim heriflerin koynuna.
uyanmak olmasa belki,
gerek kalmazdi dunyalar kurtarmaya.
zira ne bana vahyolunuyor,
ne de sen okuyabiliyorsun
nushalarini siirlerin.
oylesine basit bir seydi bizdeki
yalnizca kan kustu seyhin.
siirler yaziyorum ben,
Saliha gormelisin.
dunyalar kurtariyorum misralarda,
peygamber de olmak isterdim
cocukken, bilirsin.
ayni odaya farkli mi farkli
kapilardan girebilmek gibi.
kitalari dahi baglayabilirsin
birbirlerine;
birini birine baglamaksa
zor gorunur ama kork,
hakikaten zordur.
ozellikle de konu sen
ve biraz da ben olunca Saliha.
durur hala boynumda
izi ellerinin.
binaenaleyh Saliha
dolanmiyordur umarim,
depresyon hirkalarinin
gozyasinda yikanmis kollari,
tanimadigim heriflerin koynuna.
uyanmak olmasa belki,
gerek kalmazdi dunyalar kurtarmaya.
zira ne bana vahyolunuyor,
ne de sen okuyabiliyorsun
nushalarini siirlerin.
oylesine basit bir seydi bizdeki
yalnizca kan kustu seyhin.
Çarşamba, Temmuz 03, 2013
kafka ve saliha'yaya
kavuşmamıza yedi durak vardı Saliha.
koca koca seneler boyu.
duraksız topraklarda da karşılaşmamıştık
sahi,
aynı kanepede bile.
tüm vakitler esas duruşta
beklerken bizi üstelik.
çok garip Saliha
ben yok olurken de Ay doğacak
sonsuz çöller üzerine.
ya da sen ölsen de
güneş asla doğmazlık etmeyecek
vasat insanlığın üzerine.
ayıbın da bu kadarı-nını.
Saliha bugün, doğum günü Kafka'nın.
eminim hatırlamazsın da
kavuşamadığımız tüm yerlerde
anıyoruz işte kendisini bi' şekil.
pasta bile kestik kendisine
sahiden
haberi olmadı Kafka'nın.
sanırım bizim bile.
Saliha bir gün doğmazsa Ay pencerende
bil ki,
tam yedi durak kadar geleceğim kapına.
ne senin haberin olacak ne de benim;
ama işte o zaman
koca koca yılları tek lokmada
götüreceğiz midemize.
çok az zaman kalacak sindirmemize.
olur da rast gitmezse
hatırla,
çoğu şeyi sindirememiştik
zaten hayatta.
koca koca seneler boyu.
duraksız topraklarda da karşılaşmamıştık
sahi,
aynı kanepede bile.
tüm vakitler esas duruşta
beklerken bizi üstelik.
çok garip Saliha
ben yok olurken de Ay doğacak
sonsuz çöller üzerine.
ya da sen ölsen de
güneş asla doğmazlık etmeyecek
vasat insanlığın üzerine.
ayıbın da bu kadarı-nını.
Saliha bugün, doğum günü Kafka'nın.
eminim hatırlamazsın da
kavuşamadığımız tüm yerlerde
anıyoruz işte kendisini bi' şekil.
pasta bile kestik kendisine
sahiden
haberi olmadı Kafka'nın.
sanırım bizim bile.
Saliha bir gün doğmazsa Ay pencerende
bil ki,
tam yedi durak kadar geleceğim kapına.
ne senin haberin olacak ne de benim;
ama işte o zaman
koca koca yılları tek lokmada
götüreceğiz midemize.
çok az zaman kalacak sindirmemize.
olur da rast gitmezse
hatırla,
çoğu şeyi sindirememiştik
zaten hayatta.
Pazar, Haziran 16, 2013
yoksa
bazen usulca
mezarıma gömülmek istiyorum
eğer müsade edersen tabii,
yani gülümsersen diyorum.
ve la plage çalsın isterim
son kez kulaklarında
pek sevilmeyen bir fransızın kaydından.
ve bir işaret bekliyorum
sende kalan bana dair.
uykum geliyor.
bir dakika,
yoksa?
mezarıma gömülmek istiyorum
eğer müsade edersen tabii,
yani gülümsersen diyorum.
ve la plage çalsın isterim
son kez kulaklarında
pek sevilmeyen bir fransızın kaydından.
ve bir işaret bekliyorum
sende kalan bana dair.
uykum geliyor.
bir dakika,
yoksa?
anlamlandıramamak seni #1
bugün sana ikinci kez
bir şiir yazmak istedim
amma pek de rast gitmedi,
ben duvarlara baktım
baktı duvarlar bana.
sonra
masada soğumaktan sıkılmış
kahveye çok duygulu baktım,
o bana bakmaya yeltenmedi.
sahiden,
ne kadar da çok ortak noktanız
var gibi görünüyor,
uzaktan bakınca.
kahveyle oldukça yakındık oysa
-senin için aynı şeyleri söyleyemiyorum.
nutkum tutuluyor ve ben
yine uzaktan bakmalara
mecbur bıraktırılıyorum.
zira
kavmin diriliyor yeniden
yağmur mezarlığından
boynunda uyumak üzre.
anlamlandırmak istemiyorum
ama
bir dakika
kimi kimin yerinden ediyorlar
allah aşkına
milena, bir şeyler yapsana?
ya da her neyse,
mezar olsun bana
sevemediğin beneklerin.
-mutsuzluk kraliçesini
derhal
indirin tahtından.
bir şiir yazmak istedim
amma pek de rast gitmedi,
ben duvarlara baktım
baktı duvarlar bana.
sonra
masada soğumaktan sıkılmış
kahveye çok duygulu baktım,
o bana bakmaya yeltenmedi.
sahiden,
ne kadar da çok ortak noktanız
var gibi görünüyor,
uzaktan bakınca.
kahveyle oldukça yakındık oysa
-senin için aynı şeyleri söyleyemiyorum.
nutkum tutuluyor ve ben
yine uzaktan bakmalara
mecbur bıraktırılıyorum.
zira
kavmin diriliyor yeniden
yağmur mezarlığından
boynunda uyumak üzre.
anlamlandırmak istemiyorum
ama
bir dakika
kimi kimin yerinden ediyorlar
allah aşkına
milena, bir şeyler yapsana?
ya da her neyse,
mezar olsun bana
sevemediğin beneklerin.
-mutsuzluk kraliçesini
derhal
indirin tahtından.
Çarşamba, Mayıs 01, 2013
sarhoş şiir
O, kendini bilemiyor!
telefonlar
sarja takılabilir
amma
insanların böyle bir hakkı yok.
bilindiği
üzre
yaşamayı
seçemediği gibi
ölmeyi de
seçemez insan.
varsın
sevdiğin tüm şeyler kurusun
sana bir şey
olmasın milena.
modernizm
filan diyorlar kafam çok karışıyor
sevmenin de
moderni mi olurmuş allah aşkına?
okuduğun o
post modern şiirler
inan ki
bende hiçbir şey ifade edemiyor.
bir dakika,
o kitaplar hiç mi beni anlatmıyor?
faniyat kötü
ama sen daha
kötüsün milena!
-benim kadar
değil.
ölümün hangi
türlüsü acıtmaz
söyle de ona
göre ölelim.
beklemeler
çok uzun ama
sen hiç
uzunca sevemiyorsun,
öküzün
öküzlüğü fıtrattandır da
peki senin
insanlığın nerede milena?
bazen sana
tek cümle kuramıyorum
tam on üç
harf;
ama on üç
lanetli
-yani
affetmezsin de
senin kadar
olmasın.
alarmın
çalar da günün birinde
-eğer
uyanamazsan-
her
erteleyişinde alarmı tekrar tekrar
ama tekrar
tekrar
seni uykuya
iten mahmurluğun olayım.
tek-tekrar.
hakikaten,
ne sen
uyanmak istiyorsun
ne de ben
uyumaklar peşindeyim
ben bazı
geceler sifon sesinden dahi korkuyorum
sense
diyorsun ki ta-ta-ta-tam bir canavarsın
sifondan
korkan canavar mı olurmuş canım?
konuşsana
milena, ne diye susuyorsun?
sifon canını
senin!
ölüm yakın
arkamda
oturan o yüksek maaşlı, takım elbiseli
kendince
istanbul hanımefendisi
eli bıçaklı,
boğazımı her
an kesebilir.
otobüs kan
kokar, ben ölürüm,
kuşlar uçar,
kediler uyur.
sen yine
yaşamaya devam edersin,
ama inan çok
uzaktasın
yaşamak ve
öldürmek için.
işte bu
yüzden,
eğer benden
evvel ölürsen
gelip de ta
mezarının ortasına
garip garip
şiirler dikeyim!
şair de
yanılır,
gidişini
"başka türlü" değil de
inan ki,
ben hiçbir
türlü açıklayamıyorum
milena.
Perşembe, Mart 07, 2013
o'na
Sonsuz karanlık. Yineledi Raban, önündeki bomboş kağıtlardan
birine yavaşça yazdı: Sonsuz karanlık. Karanlığı bunca övüşüne kendisi de anlam
veremiyordu şüphesiz; ama O, sonsuz karanlıklı gecelerden birinde fısıldamıştı
kulağına Raban’ın, tüm gerekliliğini gecenin. O’nunla tanışı da yine gecenin
lütfuydu gerçekten de, ölü vakitlerden birinde karşılaşmıştı O’nunla. Kitap
alamadığı halde orada olmaktan keyif aldığı o sahafta, tüm şehrin uyuduğu
vakitlerde. Belki de orada olmamalılardı, asla karşılaşmamalılar, yollarını
aptal bir kitap uğruna tüm zıtlıklara rağmen birleştirmemelerdi, bir kez
olmuştu ve keşke yeniden olsundu, derken tüm bu düşüncelerin yine hiçbir şeyi
değiştirmeyeceğini fark ederek durdu Raban. Gözü, vaktinde gelmeyen plağa
ilişti, O’nun bu kadar erken gideceğini kestirememişti şüphesiz. Yine de tekrar
çaldı, tekrar çaldı... Plağa sahip olmak kesinlikle içindekilere de sahip olmak
değil, diye düşündü. Evet evet, kesinlikle içindeki tüm melodiler, tüm notalar
O’nundu. O’nun olmasa dahi, hepsi O’na ithaf edilmiş gibiydi. Tüm bu hislerin
ortasında zaman tekrar Raban için durdu. Belki de tüm bunları kanıksamasın, olan
biteni öyle ya da böyle unutmuş olmasın diyeydi. Zamanın yine idrak edemediği
bir şeyler var, dedi Raban dört duvar ortasında yine o dört duvara. Neyse ki
siz her şeyi biliyorsunuz dedi ve ekledi, gecenin sana getirdiği bir şeyi
geceden nasıl kaçırabilirsin ya da sana getirdiği geceyi nasıl O’ndan nasıl
alıkoyabilirsin? Tarifsiz bir aidiyetin ait olunamayan tarafındaydı Raban. Plak
başa sardı, O yine yoktu.
Cumartesi, Mart 02, 2013
primata övgüler
Hayat, vicdan rahatlatmalar ve kanıksayışlarla ilerler
dostum. Ötesini berisini uyduran kesinlikle sana büyük yalanlar söylemiş olur.
Ki, bulunduğun konuma ve kıvrımsız beynine de bakılırsa, doğru sandığın çoğu
gerçekliğin düpedüz yalan olduğunu fark etmek o kadar da güç degil. Medeniyet
ve medenilik üzerinden yaptığın aptalca şeylere ise hiç değinmek istemiyorum,
çoğu gecesi aynı “hayvani” hareketlerle geçen ve geçemediği günlerde ise
kasıklarıyla düşünen sen, hakikaten, ne diye var oluyorsun? Her şey, gerektiği
kadar hatırlanmalıdır der ve usul usul savunursun bunu değil mi? Camus’nün
anlattığı Clamence’tan daha da düşük olduğunu idrakın, ölümünden daha erken
olmayacak herhalde. İnsanların sana giydirdiği maskeleri gece sonunda usul
usul çıkarırken, o çirkin ruh karşısında senin de miden bulanmıyor mu?
Bulanmalıydı dostum, bulanmalıydı. Herkes uyurken ve sen sonsuz kez yalnız ve
bir o kadar da “sen”leyken, kendinden kaçamazken, yaptıklarına bir bak. Ya da her neyse, pek de anlatmanın bir manası
yok. Bir cümle okudun zaten, biliyorum. Belki dikkatini çekebilirsem iki olur;
ama bir asla iki olmaz. Her neyse, anlamazsın, bitiriyorum.
Hayat, vicdan rahatlatmalar ve kanıksayışlarla ilerler
dostum. Bunu öğren. Ya da öğrenme; unut, bunu kanıksa.
Elveda.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)