Salı, Kasım 05, 2013

hava da çok erken kararıyor.

hangi notaya gizleyebiliriz sesini
veyalarla dolar,
hangi tasvir yeter seni anlatmaya,
adından başka.
ve sanıyorum,
yanyanadizilsede
yıkılacak kelimeler,
seni görünce karşılarında.
güneş dahi pes edecek,
yetmez yüreği,
aydınlatmaya mutsuzluklarının
karanlıklarını belli ki.
ve biz öylece söyleyeceğiz
bilemeden nedenini
"hava da çok erken kararıyor."


Perşembe, Ekim 03, 2013

iki.

uyumadan once nefis
siirler yaziyorum ben,
Saliha gormelisin.
dunyalar kurtariyorum misralarda,
peygamber de olmak isterdim
cocukken, bilirsin.
ayni odaya farkli mi farkli
kapilardan girebilmek gibi.
kitalari dahi baglayabilirsin
birbirlerine;
birini birine baglamaksa
zor gorunur ama kork,
hakikaten zordur.
ozellikle de konu sen
ve biraz da ben olunca Saliha.
durur hala boynumda
izi ellerinin.
binaenaleyh Saliha
dolanmiyordur umarim,
depresyon hirkalarinin
gozyasinda yikanmis kollari,
tanimadigim heriflerin koynuna.
uyanmak olmasa belki,
gerek kalmazdi dunyalar kurtarmaya.
zira ne bana vahyolunuyor,
ne de sen okuyabiliyorsun
nushalarini siirlerin.
oylesine basit bir seydi bizdeki
yalnizca kan kustu seyhin.

Çarşamba, Temmuz 03, 2013

kafka ve saliha'yaya

kavuşmamıza yedi durak vardı Saliha.
koca koca seneler boyu.
duraksız topraklarda da karşılaşmamıştık
sahi,
aynı kanepede bile.
tüm vakitler esas duruşta
beklerken bizi üstelik.
çok garip Saliha
ben yok olurken de Ay doğacak
sonsuz çöller üzerine.
ya da sen ölsen de
güneş asla doğmazlık etmeyecek
vasat insanlığın üzerine.
ayıbın da bu kadarı-nını.

Saliha bugün, doğum günü Kafka'nın.
eminim hatırlamazsın da
kavuşamadığımız tüm yerlerde
anıyoruz işte kendisini bi' şekil.
pasta bile kestik kendisine
sahiden
haberi olmadı Kafka'nın.
sanırım bizim bile.

Saliha bir gün doğmazsa Ay pencerende
bil ki,
tam yedi durak kadar geleceğim kapına.
ne senin haberin olacak ne de benim;
ama işte o zaman 
koca koca yılları tek lokmada
götüreceğiz midemize.
çok az zaman kalacak sindirmemize.
olur da rast gitmezse
hatırla,
çoğu şeyi sindirememiştik  
zaten hayatta.

Pazar, Haziran 16, 2013

yoksa

bazen usulca
mezarıma gömülmek istiyorum
eğer müsade edersen tabii,
yani gülümsersen diyorum.
ve la plage çalsın isterim
son kez kulaklarında
pek sevilmeyen bir fransızın kaydından.
ve bir işaret bekliyorum
sende kalan bana dair.
uykum geliyor.
bir dakika,
yoksa?

anlamlandıramamak seni #1

bugün sana ikinci kez
bir şiir yazmak istedim
amma pek de rast gitmedi,
ben duvarlara baktım
baktı duvarlar bana.
sonra 
masada soğumaktan sıkılmış
kahveye çok duygulu baktım,
o bana bakmaya yeltenmedi.
sahiden,
ne kadar da çok ortak noktanız
var gibi görünüyor, 
uzaktan bakınca.
kahveyle oldukça yakındık oysa
-senin için aynı şeyleri söyleyemiyorum.
nutkum tutuluyor ve ben
yine uzaktan bakmalara 
mecbur bıraktırılıyorum.
zira
kavmin diriliyor yeniden
yağmur mezarlığından
boynunda uyumak üzre.
anlamlandırmak istemiyorum
ama
bir dakika
kimi kimin yerinden ediyorlar
allah aşkına
milena, bir şeyler yapsana?
ya da her neyse,
mezar olsun bana
sevemediğin beneklerin.
-mutsuzluk kraliçesini
derhal
indirin tahtından.

Çarşamba, Mayıs 01, 2013

sarhoş şiir


O, kendini bilemiyor!


telefonlar sarja takılabilir
amma insanların böyle bir hakkı yok.
bilindiği üzre
yaşamayı seçemediği gibi
ölmeyi de seçemez insan.
varsın sevdiğin tüm şeyler kurusun
sana bir şey olmasın milena.
modernizm filan diyorlar kafam çok karışıyor
sevmenin de moderni mi olurmuş allah aşkına?
okuduğun o post modern şiirler
inan ki bende hiçbir şey ifade edemiyor.
bir dakika, o kitaplar hiç mi beni anlatmıyor?
faniyat kötü
ama sen daha kötüsün milena!
-benim kadar değil.
ölümün hangi türlüsü acıtmaz
söyle de ona göre ölelim.
beklemeler çok uzun ama
sen hiç uzunca sevemiyorsun,
öküzün öküzlüğü fıtrattandır da
peki senin insanlığın nerede milena?
bazen sana tek cümle kuramıyorum
tam on üç harf;
ama on üç lanetli
-yani affetmezsin de
senin kadar olmasın.
alarmın çalar da günün birinde
-eğer uyanamazsan-
her erteleyişinde alarmı tekrar tekrar
ama tekrar tekrar
seni uykuya iten mahmurluğun olayım.
tek-tekrar.
hakikaten,
ne sen uyanmak istiyorsun
ne de ben uyumaklar peşindeyim
ben bazı geceler sifon sesinden dahi korkuyorum
sense diyorsun ki ta-ta-ta-tam bir canavarsın
sifondan korkan canavar mı olurmuş canım?
konuşsana milena, ne diye susuyorsun?
sifon canını senin!
ölüm yakın
arkamda oturan o yüksek maaşlı, takım elbiseli
kendince istanbul hanımefendisi
eli bıçaklı,
boğazımı her an kesebilir.
otobüs kan kokar, ben ölürüm,
kuşlar uçar, kediler uyur.
sen yine yaşamaya devam edersin,
ama inan çok uzaktasın
yaşamak ve öldürmek için.
işte bu yüzden,
eğer benden evvel ölürsen
gelip de ta mezarının ortasına
garip garip şiirler dikeyim!
şair de yanılır,
gidişini "başka türlü" değil de
inan ki,
ben hiçbir türlü açıklayamıyorum
milena.



Perşembe, Mart 07, 2013

o'na


Sonsuz karanlık. Yineledi Raban, önündeki bomboş kağıtlardan birine yavaşça yazdı: Sonsuz karanlık. Karanlığı bunca övüşüne kendisi de anlam veremiyordu şüphesiz; ama O, sonsuz karanlıklı gecelerden birinde fısıldamıştı kulağına Raban’ın, tüm gerekliliğini gecenin. O’nunla tanışı da yine gecenin lütfuydu gerçekten de, ölü vakitlerden birinde karşılaşmıştı O’nunla. Kitap alamadığı halde orada olmaktan keyif aldığı o sahafta, tüm şehrin uyuduğu vakitlerde. Belki de orada olmamalılardı, asla karşılaşmamalılar, yollarını aptal bir kitap uğruna tüm zıtlıklara rağmen birleştirmemelerdi, bir kez olmuştu ve keşke yeniden olsundu, derken tüm bu düşüncelerin yine hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini fark ederek durdu Raban. Gözü, vaktinde gelmeyen plağa ilişti, O’nun bu kadar erken gideceğini kestirememişti şüphesiz. Yine de tekrar çaldı, tekrar çaldı... Plağa sahip olmak kesinlikle içindekilere de sahip olmak değil, diye düşündü. Evet evet, kesinlikle içindeki tüm melodiler, tüm notalar O’nundu. O’nun olmasa dahi, hepsi O’na ithaf edilmiş gibiydi. Tüm bu hislerin ortasında zaman tekrar Raban için durdu. Belki de tüm bunları kanıksamasın, olan biteni öyle ya da böyle unutmuş olmasın diyeydi. Zamanın yine idrak edemediği bir şeyler var, dedi Raban dört duvar ortasında yine o dört duvara. Neyse ki siz her şeyi biliyorsunuz dedi ve ekledi, gecenin sana getirdiği bir şeyi geceden nasıl kaçırabilirsin ya da sana getirdiği geceyi nasıl O’ndan nasıl alıkoyabilirsin? Tarifsiz bir aidiyetin ait olunamayan tarafındaydı Raban. Plak başa sardı, O yine yoktu.

Cumartesi, Mart 02, 2013

primata övgüler


Hayat, vicdan rahatlatmalar ve kanıksayışlarla ilerler dostum. Ötesini berisini uyduran kesinlikle sana büyük yalanlar söylemiş olur. Ki, bulunduğun konuma ve kıvrımsız beynine de bakılırsa, doğru sandığın çoğu gerçekliğin düpedüz yalan olduğunu fark etmek o kadar da güç degil. Medeniyet ve medenilik üzerinden yaptığın aptalca şeylere ise hiç değinmek istemiyorum, çoğu gecesi aynı “hayvani” hareketlerle geçen ve geçemediği günlerde ise kasıklarıyla düşünen sen, hakikaten, ne diye var oluyorsun? Her şey, gerektiği kadar hatırlanmalıdır der ve usul usul savunursun bunu değil mi? Camus’nün anlattığı Clamence’tan daha da düşük olduğunu idrakın, ölümünden daha erken olmayacak herhalde. İnsanların sana giydirdiği maskeleri gece sonunda usul usul çıkarırken, o çirkin ruh karşısında senin de miden bulanmıyor mu? Bulanmalıydı dostum, bulanmalıydı. Herkes uyurken ve sen sonsuz kez yalnız ve bir o kadar da “sen”leyken, kendinden kaçamazken, yaptıklarına bir bak.  Ya da her neyse, pek de anlatmanın bir manası yok. Bir cümle okudun zaten, biliyorum. Belki dikkatini çekebilirsem iki olur; ama bir asla iki olmaz. Her neyse, anlamazsın, bitiriyorum.

Hayat, vicdan rahatlatmalar ve kanıksayışlarla ilerler dostum. Bunu öğren. Ya da öğrenme; unut, bunu kanıksa.

Elveda.