Pazar, Aralık 25, 2011

İlişkiler, gündelik hayat ve maalesef ki politika #1

  • Asırlar sonra ilk kez bir cumartesinin bana kalacağını duyduğumda "oha lan, kaç saat var, neler neler yaparım, fiyuu" derken bir bok yapamadım yine, kabul. Neyse ki bir şeylere çatacak vakti yine buldum. Aferin beni. Vekil maaşlarına değinmeyeceğim tabii, yiyin efendiler yiyin, çatlayıncaya kadar yiyin. Ama şunu da bilin ki, İstanbul kadar nüfusa dahi sahip olmayan Bulgaristan karşısında bile paramız ölümüne değersiz babalar! Eea, dünyanın büyüyen en büyük ikinci ekonomisiydik filan, Bulgaristan diyorum ya, daha ne kadar kötü olabilir? "Hebele höböle, en az yüz düğüne gidiyoruz canım biz, çeyrek altın takıyoruz diye ayıplıyor yaaaaaaau, zam şart bize" diye de savunun kendinizi. Biz zaten bayılıyoruz böyle cümlelere, düğün dernek deyince yerimizde duramıyoruz, obaa. Aman sabahlar olmasın, vekilime de zam helal olsun, gelsin gitsin altın taksın. İşi ne? 
  • "Asgari ücreti arttıralım da şirketler mi batsın?" kafası da ayrı bir güzellik tabii. İnsanlar, hak ettikleri gibi, "insanca" yaşamayasın, siz takı derdine düşün. Haklısınız, bu ülke sizin, bu insanlar sizin. 
  • İyi ki değinmeyeceğim dedim ha. Neyse, kafamda "ilişkiler" vardı. Oraya döneyim. 
  • Heerkes ayrı bi' leyla bu sıra hulen. Bir iki konuşunca da "sen ne anlarsın, öküz, odun, sen aşık olamazsın kiee, kaan sen  hiç üzüldün mü alaaşkına, şimdi yine yüzünde o umursamaz ifade var dimi, bi biscolata erkeği bile değilsin ki!!!11bir" filan deyip deyip duruyorlar, kırılıyorum abi. Çok duygusal bi' adamım ben bi kere :(( Bak yine, ühüüv. Şaka bir yana, telefonumun tuşlarını kazara kırdığım için kaç gün mutsuz mutsuz dolaşan adamım abi, yapmayın etmeyin. Hoş, telefonumun bendeki yeri çok ayrı lan. Esasında, en uzun süreli ilişkimi onunla yaşıyorum herhalde, pii. Neyse, özelimden bahsedecek değilim böyle ortalık yerde, cıkcık. asdf.
  • "Sevmeye, sevilmeye ihtiyacım var çoooğk yalnızım böhüböhüh" mantığıyla her 3 saat 47 dakikada bir farklı farklı insanlara aşık olma hissinden vazgeçin abiler ablalar! Şey durumu oluyor sonra, "lan o kadar yüz verdin, niye böyle yapıyosun, kalbinde yer yoksa güzelim merak etme ayakta da giderim" durumları filan. Kişi yüz vermeyince, "vay oooooorspu" gibi gibi. Şunu senin de kabul etmen gerek ki dostum, karşındaki sen o lafları etmeden önce de aynı kişiydi, şimdi de aynı kişi. Hiçbir şey değişmedi; senin yüz bulamamak karşısında kudurup durmandan başka. Hırs kötü şeydir, daha evvel de söyledim, hırs aynı zamanda Arapça'da, çiftleşme döneminde çiftleşemeyen develerin ağzından akan sıvıya denir, bilesin. Fark ettiysen, günde bilmem kaç kez aşık olmalarına tek kelime etmedim, doğrusu, edemedim. Sen onlara aşk diyorsan zaten, al hayatını at çöpe. Lâkin, vicdanını bu konuda şahane bir şekilde rahatlattığını biliyorum, lafım yok. 
  • Yürümeyen şeyleri kesip atamama var bir de. Babalar, hayatınızın kalanında muhtemelen bulunmayacak biri için bunca debelenmek o kadar yersiz ki. Bir yerde "katlanma" varsa, er ya da geç bitecektir her ne yaşıyorsan. Yok yere yalanlar sıralayıp, kendini ve onu kandırma. "Eea, onunla da olmuyor onsuz da :((" diyorsan da, bil ki, dilde "alışkanlık" denilen bir kelime var. Ayakların sen farkında olmadan oraya götürdü seni çoktan. 
  • "Dünyalaaaaaaar kadar seviyooooooom agaa" davası var ki bir de, sonrası tam bir fiyasko. Tonlarca şey yaşa, her şey bitince yine sövmeler başlasın. Alkış! Yine aynı kişiydi karşındaki, yine hiçbir şey değişmedi. "Öyleydi, böyleydi, pis kaka" diye kötülerken bir şeyi unutuyorsun ki, sen de hatalarla dolusun. "Ay canım çok iyi anlaştık yeaa biz <3" deyip deyip ortalama sekiz gün sonra birbirlerinin ardından sövüp sayan insanlarla dolu dünya. 
  • Sayıları yuvarlamıyorum ki salladığım belli olmasın.
  • Velhasıl, hiç kimse senden daha değerli değil. Noktaları şu an birleştirememen her ne oluyorsa dünyada, onu ölümsüz kılmıyor. Ölümsüzlük kavramı baştan yanlış zaten, 13.5 milyar yıllık evrenin son bir kaç "anına" tanıklık ettin diye ölümsüz olmazsın, olamazsın. "Onun bunun ölümsüz eserinden bilmem ne şimdi televizyonlarda!!1bir" kısmı da topyekün yanlış oluyor tabii, birkaç yüzyıl tutundun diye yine ölümsüz olmuyorsun. Kendine fazla güvenmiş olmuyor musun dostum? Ölüm, hepimizin dilini büküyor.  
  • Fark ettim ki, zerre umrumda değilmiş tüm bu durumlar. Hiçbir şey değişmeyecek ki, yine. Bir yere, bir insana ait olabilmek adına yine bunca salak olmaya inanın ki gerek yok. İnsanlığın bu kadar aptal olmaya hakkı yok bir kere. "Niye yazdım lan öyleyse" dedim ve yine fark ettim ki, koskoca 3 haftadır House'un yeni bölümü yayınlanmıyor ameka! Hazır Zamunda 1.1 mb/sn ile download imkanı sağlamışken, çok ayıp oluyor :( Çılgınlar gibi download ediyorum zaten, 596 GB olmuş, pii. Bunu sallamadım, harbiden 596 :D Eski bölümleri de izleyemiyorum pek, oralarda Cuddy ablamız var, Cuddy varken de çoğu bölüm totemli oluyor benim için, hiç hoş değil :((( asdf. Neyse ben kaçıyooooorin'
  • Ha unutmadan, Sherlock Holmes'a hâlâ gidemedim, spoiler verip durmayın allahsızlar :(




Cumartesi, Aralık 03, 2011

yönetim'e

Yönetime koooocaman bir alkış. Her şeyin içine ancak bu kadar edilebilirdi yani, hakikaten. İnsanlar kobay olmamalıdır, temelde bunu düşünebilmek gerekir öncelikle. Üniversite eğitimi almış olduğunu varsaydığımız yönetimin "eğitim" içerisinde olduğunu da hesaba katacak olursak pedagoji okumuş olmamaları olasılık dahilinde görünmüyor. Tamam, kabul, pedagoji iptal, ee, bunca yıllık -sözünü ettiğiniz- tecrübe hani nerede? "Geeeeeeençler tarih okuyun" demek kolay, siz okudunuz mu peki? Sözünü ettiğiniz kitapları açıp okuyalım, tekrar, baskıcı yahut totaliter düzenlerin yani kesinlikle şu an yapmış olduğunuz şeyin beş para etmediğini yeniden görmüş olmaz mıyız sadece? Takım elbise, deri koltuklar, geniş masalar, ekranda solitaire olan bilgisayarlar filan; bunlar sizi daha mı eşit kılıyor diğer insanlardan? Emirler üfürürsünüz ve diğerleri uymak zorundadır, bu mudur? Plazma filan da alarak "bana lükslerimi verin ihtiyaçlarım olmadan da yaşarım" bıdıbıdısını çok iyi yaşatıyorsunuz açıkçası, yeniden tebrikler, iyi göz boyadınız. 
Geçen gün "her sabah 8.20'de içtimamız var" diyerek çok şeyi belli ettiniz zaten, içtima?! Tüm kelimeler aslında hiç yok muydu yoksa? "Kes sesini, odamda görüşürüz" nedense hep var oysa. "Günaydın" deme zahmetine dahi katlanmayıp mikrofona sadece elinizle vurmanıza ne demeli peki? Bu kadar mı nefret ediyorsunuz mesleğinizden? "devlet kapısı eheheh" mantığıyla öğretmenliğe başlama ihtimaliniz korkutuyor aslında. Bunca tiksiniyorsan, emekliliğe ayrılırsın, basit bir denklem gayet. Kıvrımsız beyinlerin bile algılayabileceği bir denklem. 
Yaptığınız yanlışlar sonrası "hmm, pardon" demeniz de o kadar saçma ki. Yumurta kıramamaktan filan bahsetmiyoruz, iş ciddi. Ortada ziyan olan insanlar var, bir de sizin egonuz. Tabii ki egonuz daha önemli olacak, tabii ki...
Yöneticilik kesinlikle makam koltuğuna oturup göbeklenmek değildir. Ve elbette, üst makam etrafta olunca şeker rolü yapmak da.