Bir bakıma, dedi Raban. Bir bakıma, gece aydınlatıyordu
pisliğinizi. Ve siz, işte bu yüzden geceleri çokça uyurdunuz. Tüm bu gerçekliğe
gözlerinizi yummaktı tüm isteğiniz. Bunların altını üstünü pek çok ıvır zıvırla
doldurur, gecenin çirkinliğinden bahsederdiniz. Yanılıyordunuz ve daha kötüsü,
yanıldığınızı görmüyordunuz. Çirkin olan sizlerdiniz. Geceden korktuğunuz için
uyurken bile odanızı aydınlatır, işe güce yaramayan “gece” lambalarınız altında
usul usul erirdiniz. Korkularınızın boyunuzu aşışını aynı umursamazlıkta
seyreder, övgülere sığdıramadığınız uykularınıza saklanırdınız. Tüm bu
gördüğün, göremediğin denizler de geceyi savunur, dedi Raban, düşünürken
daldığı yerlerden geri dönebilmek için tekrar tekrar çabalarken. Ondandır her
gün güneşi yutmaya çalışarak geceyi çağırışları. Her ney… Raban, sözlerini
tamamlayamadı. Bu sefer başaramadı, sonsuz düşünce çöplüğünden geri dönmeyi.
Oracıkta kalıverdi, gece onu da yutmuştu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder